BAHAR KORÇAN - Yıldız
|
2005'te
yıldızınızı keşfedin
Moda tasarımcısı, yeniliklerin ve ilklerin temsilcisi Bahar Korçan,
yaşadığı zorlukların üstesinden başarıyla gelmesini biliyor. Bir de
yıldızının peşinden gitmesini...
Çok mutluyum çok. Artık benim de Bahar Korçan imzalı bir tişörtüm
var. Hem de markanın sahibi tarafından, zarif bir paket içersinde
hediye edilen. Çok mutluyum... Kan bağınızın olduğu insanlardan çok
sizin gibi düşünenlerin yanında daha rahat olduğunuzu hissettiniz
mi hiç? Ya da birbirinizin gözünün içine bakarak aynı cümleyi kurdunuz
mu? Hedeflerinizi birbirinizle paylaşıp değişik fikirler sundunuz
mu? Ben yaptım. Ben bunların hepsini Bahar Korçan'la gerçekleştirdim.
İlk defa bu kadar sıcak, güzel, samimi bir çift göz gördüm. Onun gözlerindeki
ışık parlamaya devam ettikçe ben bir hayalimi daha gerçekleştirmenin
gururunu yaşayacağım. Teşekkürler kömür karası gözlerin sahibi BAHAR
KORÇAN.
Öncelikle Bahar Korçan'ı "Bahar Korçan" yapan en önemli özelliği
nedir?
Bir sürü hem negatif, hem pozitif özelliklerin iyi bir karması diyebilirim
aslında. Mesleki anlamda baktığım zamanda en önemli özelliğim işime
olan inancım. İnancım beni uzun süre bu meslekte ayakta tutmaya yaradı.
Önce kendime güvendim. En önemlisi de Allah'a ve evrene inanmam. Bu
inançlarım benim bugünlere gelmemde yardımcı oldu.
"Herkes Kendi Işığını Keşfetmeli" diyorsunuz. Siz ışığınızı ne zaman
keşfettiniz?
Çok erken farkına vardım. Bunun da bir sürü sebebi var. Evet, bir
şekilde doğuyorsunuz, devam ediyorsunuz... Ama ne tarz bir ailede
doğduğunuz ve nasıl büyütüldüğünüzde çok önemli. Ben hep özgürdüm.
Özgür bir çocuktum. Annem ve babam bana nefes alma özgürlüğü yarattıkları
için ben büyürken hiç zorluk yaşamadım. Bu çok önemli bir şey. Çocukken
her akşam gökyüzüne bakar ve yıldızımla konuşurdum. Herkesin gökyüzünde
bir yıldızı olduğunu düşünürdüm. O yıldızın benim geleceğim olduğuna
çok inanır, hayaller kurardım. Ve ne mutlu ki o yıldıza bakarken kurduğum
hayallerim gerçekleşti. Evrende tuhaf bir takım dengeler ve sırlar
var aslında. Allah'ın bizi hep yukarıdan gülümseyerek izlediğine inanıyorum.
Kitaplarda hep şöyle der; "İçinizde benden bir şeyler var." Bu çok
doğru bir söz. Ben buna inanıyorum. Bu ne demek? Öyle bir enerjiye
ve güce sahibiz ki içimizdeki enerjiyi takip ettiğimiz zaman her şey
daha güzel olacak. Kimisi içindeki enerjiyi kötüye kullanmayı seviyor.
"Hakkımı yediler, beni elediler, neden olmadı?, bana şans vermediler..."
Bu cümleler çok küçük düşünceye sahip insanların lafları. Daha büyük
düşünüp, kendi yolumuzu istediğimiz gibi çizebilecek güce inanmalıyız.
Bunu hep savunurum ve savunmaya da devam edeceğim. En canlı örneği
de benim. Bu insanın kendisiyle olan bir iletişim ağı, bunu herkes
yeni yılda yapmalı.
Tırnaklarınızla kazıyarak bir yerlere geldiniz. Bu süreç zarfında
yaşadığınız zorluklar desek, bize neler anlatırsınız?
Bir şekilde bir kırılma noktası var. Diplerde süründüğüm ve zorlandığım
dönemler oldu. Çünkü Türkiye ortamında karar vererek çıktığınız yol
çok çok zor. Sıfırdan başlayarak, bir şeyler yapıyorsunuz ve bir yerlere
geliyorsunuz. Bilindiği gibi kriz ve deprem peş peşe geldi. Özellikle
krizde iş çok güzel ilerliyordu. Ama ben maddi anlamda çok kötüydüm.
Şu bir gerçek ki dibe vurursun ve dibi basamak olarak kullanarak yukarı
çıkarsın. Dipler senin yukarı çıkışına yardım eder. Bu çoooook önemli.
Genç tasarımcılara ya da bu mesleği seçmek isteyenlere tavsiyeleriniz
neler?
Çok zor ve çok güzel bir yol. Yeteneğinizi ortaya koymanız çok uzun
zamanda oluyor. En net söyleyeceğim cümle bu; çok uzun zaman gerekiyor.
Yurtdışındaki örneklere baktığınız zaman insanlara 50 yıl bile yetmiyor.
Tasarımcı ölüp gitmiş ama marka ortada. Yani kısa vadeli başarı elde
edilecek bir iş değil. Bir de her şeye hazırlıklı olmak lazım. Sabır,
inanç, gönül ve güven şart. Bunu hissedebiliyorlarsa bu iş olur. Çünkü
insanın kendine, yeteneklerinden önce bu soruları sorması gerekiyor.
Yetenek ikinci sırada. Öncelikle inanç. Yapabilirim demek.
Kreasyonlarınızda
ve defilelerinizde hep yenilikler görüyoruz. Beyniniz devamlı işle
meşgul. Bunun avantajları ve dezavantajları neler?
Az önce de söylediğim gibi öyle olunuyor ve öyle devam ediliyor. Bu
iş bütün düşünebilme işi.Yani saat beş oldu hadi işimi bitirdim, gerisi
yarına kalsın olmuyor. Beyniniz işinize ait. Dezavantajı ise özel
yaşamda bazen küçük sorunlar oluyor. Yani çevremdekileri, sevdiklerimi
köşeye sıkıştırabiliyorum. Onlara ayıracağım zamanları ve hikâyeleri
hep ben kurgularım, ben düzenlerim, neler yapacağımızı ben hazırlarım.
Hep doğru kararlar vermeye çalışırım. Aileye, sevgiliye, evlada vakit
ayırmak şart. Kızımı okuldan geldiğinde ben karşılıyorum ama evde
yoksam eğer hemen isyan bayrakları çekiliyor. Lal'i karşıladıktan
sonra onunla vakit geçiriyorum. Lal'in uykuya dalmasıyla birlikte
tekrar işime ve tasarımlarıma dönüyorum.
Geçtiğimiz yıl Eylül ayında New York Moda Haftası kapsamında
"Sır" adlı koleksiyonu tanıttınız. Bunun yanında "Köksüzlük" adını
verdiğiniz Sonbahar / Kış koleksiyonunuz var. Yurtdışındaki çalışmalarınız
ne aşamada?
Benim koleksiyon mantığım hep birbirini içeren, birbirleriyle mantık
alışverişi olan ve evreni sorgulayan bir format. "Sır" koleksiyonunu
incelerken ondan önceki koleksiyonlara bakmak lazım. Her koleksiyon
birbiri ile bağlantılı. Sır'ın içimizdeki sırları keşfetmeye yönelik
bir amacı vardı. Çünkü evrende, insanlarda hep tohumlardan oluştu.
Her şey tohumda gizli. Tohumun anlamını fark etmekte. Bu yüzden koleksiyonda
tohumlar kullandım. Diğer koleksiyonum köksüzlük. İçimizdeki sırları
keşfettikten sonraki süreç. Kökleri reddetmek yerine köklerimize sahip
çıkarak daha evrensel bir düşünceye ulaşmamızı anlatıyor. Herkes kendi
çıkarlarını düşünmeye başladı son zamanlarda farkındaysan? Bizim ülke,
sizin ülke. Benim sınırlarım, senin sınırların... Böyle anlaşmalar
yapıldığından git gide din, dil, renk ayrımları doğuyor. Bu da bizleri
kausa sürüklüyor. Ben bunların hepsini reddediyorum. Tüm bunlara karşı
çıkıyorum. Bunun için koleksiyonda siyah, beyaz ve ten rengi vardı.
Modacı kimliğiyle dünya standartlarını zorlayan Bahar Korçan'ın
Türkiye'de beğendiği moda tasarımcıları kimler?
Türk tasarımcılarından Ümit Ünal ve Hakan Yıldırım'ı beğeniyorum.
Çok keyifli ve güzel işler yapıyorlar. Onun dışında manken olarak
da Sema Şimşek, Nefise Karatay. Ayşe Hatun Önal'la biz 2005 yaz koleksiyonunu
çektik. İnanılmaz güzel ve başarılı bir manken. Çıkan sonuçlar muhteşem.
Çalıştığınız isimler arasında Tarkan, Meltem Cumbul, Yonca
Evcimik gibi çok ünlü kişiler var. En çok çalışmaktan keyif aldıklarınız
kimler?
Ben sanatçılarla çalışmayı bırakalı tam altı yıl oldu. Ama hala onlarla
çalışmayı sürdürdüğüm düşünülüyor. Çalışmayı bıraktıktan sonra en
son Yonca Evcimik'in yazın çektiği klibindeki kıyafetleri hazırladım.
Çünkü Yonca Evcimik aynı zamanda benim arkadaşım. Onunla çalışmaya
iş olarak bakmıyorum. Sanatçılarla çalışmama kararı çok önemli bir
karar. Çünkü ya o işi yapacaksınız, ya da bu işi. İkisi bir arada
olmuyor. Hiçbir şeye vakit kalmıyor. Belki sanatçılarla çalışmaya
doydum. Yani tiyatro sanatçılarından şarkıcılara kadar bir çok insan
benimle çalıştı ya da kreasyonlarımdan aldı. Hepsinden bir şeyler
öğrendim ve hepsine bir şeyler verdim. Büyük bir paylaşım yaşadık.
Modacı olmanın yanında siz aynı zamanda annesiniz. Kızınızla
ilişkileriniz nasıl?
Süper. Ben anne olarak çok şanslıyım. Allah sağlık versin ona. Çok
iyi bir çocuk. Çok güzel bir örnek kendi yaşıtlarına göre. 13 yaşında
olmasına rağmen çok güzel işleyen bir beyni ve kalbi var. Güzel de
çizimler yapıyor ama ben onu hiç çizime yönlendirmedim. Ben bu işe
inandığım ve kendime güvendiğim için seçtim, yapıyorum. Lal'in ise
bilim kafası çok daha iyi. O bilim adamı olmak istiyor. Ben de anne
olarak ne olursa olsun onu her konuda destekliyorum, desteklerim.
Annelik bir yana, dünya bir yana... Eskiden çalıştığım ünlülerle iş
yaparken mutlaka yanıma gelirdi, tanışmak isterdi. Şimdilerde daha
kendine yönelik işlerle, kendine yönelik hareketlerle yoluna devam
ediyor. Sanırım o da ünlüler konusunda bir doyuma ulaştı. Çok sakin
ve kendine ait bir dünyası var. Fantastik bilim - kurgu okuyor ve
yazıyor. Tabi ki farklı bir dünyası olacak. (Bahar Korçan'ın gözleri
kızı Lal'i anlatırken bir başka gülüyor.)
Mehmet Ali Babaoğlu ve Burhan Karaçam ile anlaşarak 2BM şirketini
kurdunuz. Bu ortaklıktan biraz bahseder misiniz?
Her şey olması gerektiği gibi oluyor. Zaten bu değişim gerekliydi.
Ben küçük bir atölyenin içerisinde çalışmaya başladım ama genleşme
yaşadığımız bir gerçek, duvarlarımızı zorluyoruz. Daha profesyonel
bir boyuta doğru gidiyoruz. Bahar Korçan markasının artık ortakları
var. Bahar Korçan dünya markası olma yolunda hızla ilerliyor. Ve dünyada
birçok butikte satış yapıyor. Ama ne kadar satış, ne kadar butikte;
bunlar çok önemli. Biz şu an Bahar Korçan markasını masaya yatırdık
ve bunun üzerinde çalışıyoruz. Doğru butikte doğru yerde olmak çok
önemli. Amacımız sadece ürünün üzerine etiket koymak değil. Gerektiği
ve planladığımız gibi değişim ilerliyor. Hatalarımız oldu, doğrularımız
oldu. 1992 yılından bu yana piyasanın içindeyim. Kendimi şimdi çok
şeffaf bir bakış açısı ile inceliyorum. Eksiklerimiz varmış. Bu önemli
bir sorgulamadır ama maalesef ülkemizde yapılmaz.
Peki, hemen konuya girerek soruyorum neler eksikti?
Satış yaptığımız pazarla ilgili doğru bilgileri toplamak eksik mesela,
onları topluyorum. Her şey çok çabuk değişiyor. Onları uygulamak ve
tasarıma yansıtmak. Artı yeni insanlar yetiştirmek. Yeni insanlara
sabırla bilgileri aktarmak. Bunlar zaten zor bir süreç. Ha dediğinde
olacak ve yapılacak bir iş değil. Bu işlerin sonunda hedefimiz bir
dünya markası olarak yolumuza devam etmek. Kendi belirlediğimiz hedefler
doğrultusunda dağılmadan çalışmak. Amerika ve Avrupa'nın bazı bölgelerinde
yer almak istiyoruz. Ardından zaten bir çok mağazamız olacaktır dünya
üzerinde. Ben kendi başıma bir şeyler yaptım ama şimdi büyük ve bilinçli
bir ekiple yolumuza devam ediyoruz. Şu an 35 - 40 kişilik bir ekiple
çalışıyoruz. Taşlar doğru olarak yerine oturduğunda zaten önünüzü
kesecek kimse olamaz. İş bir şekilde ilerler.
Hürriyet'in "KELEBEK" ekinde köşe yazarlığı yapıyorsunuz.
Yazıyla aranız nasıl?
Çok keyifli. Ben zaten yazmakla - çizmeyi birbirinden hiç ayıramadım.
Benim için yazmak, dışa vurum. Gelen tepkilerde güzel. Ben başta gelecek
tepkilerden çok korktum. Çünkü Türkiye'de insanlar her şey olabiliyorlar.
Herşeyi yapıyorlar. Manken bir anda oyuncu olur, bir anda haber spikeri
olur, bir anda moda tasarımcısı olur. Ondan çok korktum. Böyle algılanmaktan
çok korktum. Şu an çok memnunum haftada iki gün yazmaktan.
Röportaj yapmak ister misiniz?
Olur, tabii neden olmasın? Ama her şeyin başı vakit. Ben çünkü o yazıları
bazen gece 24.00'te bazen de sabah 06.00'da kalkıp yazıyorum. Röportajlara
da vakit ayırırsam neden olmasın?
Yazmak mı, yoksa tasarım mı desek. Hangisini seçersiniz?
Vazgeçemem. (Gülüyor...) Çünkü zaten her koleksiyonda yazıyorum. Bir
şiir, bir paragraf, bir satır. Ama mutlaka bir şeyler oluyor.
İlk defilenizin tarihini hatırlıyor musunuz?
Tabii hatırlıyorum 1992 yılı Haziran ayı.
Vakko'nun kapısından içeri adım atan Bahar Korçan günün birinde
bu kadar büyük işlere imza atacağını tahmin ediyor muydu?
Ediyordum. Ukalalık gibi olmasın, ama çok çok hissediyordum. Buna
çok inandım. Vakko'nun kapısından içeri adım atmam şans mı yoksa tesadüf
mü bilemiyorum. Kader demek istemiyorum, çünkü bana çok alaturka gibi
geliyor.
Hayat bazen bize yardım ediyor...
Galiba. Çok güzel bir kurgunun içerisindeydim. Yani Vakko ile buluşmam
benim için çok önemli bir detay. Ve o anı hiçbir şeye değişmem. Çünkü
benim hayatımın dönüm noktası.
Peki, alışverişle aranız nasıl? Sevdiklerinize yılbaşı için
neler alacaksınız?
Çok rahat bir müşteri değilim. Çünkü işin içersinde olan biriyim.
Ama bazen ne giyeceğimi bilemiyorum. Geçenlerde arkadaş grubumu çok
güldürdüm. Ben geç kaldım randevu saatimize ve arkadaşlarıma dedim
ki "giyecek bir şey bulamadım da geciktim." Hepsi dakikalarca güldü...
"Seninde giyecek bir şeyin olmazsa biz ne yapalım?" dediler. Ama bu
yaptığınız işin doyumu ile ilgili bir şey. Ben 2005 yaz koleksiyonunu
bitireli aylar oldu. O koleksiyondaki her bir parçayı ezberledim,
üzerinde çalıştım, defalarca giydim, çıkardım. Onu giyme anım geldiğinde
de onlar bana eski geliyor. Zaten bakın tasarımcılara çok iyi giyinmezler...
Ben genellikle yüzde 99 kendi koleksiyonumdan giyiniyorum. Tercih
yaptığım renkler ise siyah ve beyaz. Bunun yanında spor ayakkabılarını
çok seviyorum. Adidas, Nike. Yüksek topuklu ayakkabı giyemiyorum.
Seviyorum ama bu koşuşturmanın içersinde olmuyor. Şimdi bir de blue
jean yapmaya başladım. Artık her şeyim kendi üretimim olacak yani...
(Gülüyor). Aslında baktığınız zaman iç piyasadan çok da fazla alışveriş
yapmıyorum. Ama kadın olarak alışveriş yönümü tatmin etmek için tabii
ki alışveriş yapıyorum. Yani kıyafet alamazsam ayakkabı alırım. Ev
aksesuarları, organik ürünler, tabak, çanak alırım. Kaset ve CD'ler
zaten hiç eksik olmaz. En son Cem Mumcu'nun "Makber"ini okudum. Şu
an Dünya mitolojisinden öykülerin yer aldığı bir kitabı okuyorum.
Çeşitli öyküler var. Ansiklopedi gibi bir kitap. Bir de pazar alışverişlerine
bayılıyorum. Nişantaşı'nda meyve ve sebzeyi taze ve hormonsuz olarak
bulmanız mümkün değil. Ben mutfak alışverişlerime çok dikkat ettiğim
için pazarlara giderim. Mutfakta vakit geçirmekten son derece memnunum.
Yemek yapmayı seviyorum. Sevdiklerime ise yılbaşında elbette sürprizlerim
olacak!
Kızınız Lal için özel tasarımlarınız oluyor mu?
Oluyor. Küçüklüğünden beri ona bir şeyler hazırlamayı seviyorum. Genç
kız olduğu için koleksiyonlardan da giyebiliyor. Onun dışında sipariş
vererek "Anne şöyle bir şey istiyorum" da diyor. Çok rahat kabul ettiği
ve beğendiği için hazırlıyorum.
Peki, Olay okurları için bir yemek tarifi verir misiniz?
Benim anne tarafım Urfa'lı babam ise İstanbul'lu. Antep - Urfalıların
bildiği bir yemek tarifi vereyim o zaman. Yumurtalı çiğ köftenin tarifini
verebilirim mesela. Çok meşhurdur. Şölen gibi yapılıyor o yemek bizim
evde. Çiğ köfte malzemelerini bir kabın içersinde salçasıyla birlikte
yoğurduktan sonra derin bir tavanın içerisine bol sıvı yağ koyun.
Çırpılmış yumurtayı o kızgın yağın içersinde pişirin. Büyük bir omlet
gibi oluyor. Sonra onu yoğurduğunuz malzemeye ilave edin. Yeşillik
malzemelerini de katın. İsterseniz acılıda yapabilirsiniz. Ama inanılmaz
lezzetli oluyor. Sadece Urfalıların bildiği bir lezzet, bir tarz.
Çok teşekkür ederim, yeni oluşumlarınızı ve hayatı benimle paylaştığınız
için.
Ben teşekkür ederim. Güzel sorular hazırlamışsın.
KELİMELERLE BAHAR KORÇAN
Moda: Çok ciddi bir şey değil
Renk: Her şey
Defile: Gerekli olursa
Kıyafet: Keşke olmasa
Hayat: Her şey
Bahar: Bir küçücük nokta
Aralık 2004 / Olay Gazetesi Yılbaşı Alışveriş Eki
|
|