ŞENCAN GÜLERYÜZ - Çorba
|
"Yeni
yılda yeni çorba"
Genç yaşına rağmen başarılı işlere imza atan Şencan Güleryüz'le İstanbul
Fenerbahçe semtindeki söyleşimiz sırasında birçok konuya değindik
ve yepyeni bir çorba tarifi aldık.
İlk defa röportaj yaptığım kişiyle aynı dili konuştuğumuzu hissettim
ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Neden diye sorarsanız röportaj
için seçtiğim kişiyle birçok ortak noktamız var. O da benim gibi Galatasaraylı,
İstanbul aşığı, renkli gözlü, sebze ağırlıklı beslenmek zorunda. O
da benim gibi mail yoluyla yapılan röportajları samimi bulmuyor, ton
balıklı salata seviyor, marka düşkünü değil. O da benim gibi bir haftadan
fazla tatil yapamıyor... Kimden mi bahsediyorum? Şencan Güleryüz'den.
Telefon konuşmalarımızın ardından İstanbul'da yüz yüze geldiğimizde
hüzünlendik, güldük, düşündük. Kısacası dertleştik. Bu arada kereviz
çorbası harika.
7 Kasım 1972 Amasya doğumlusunuz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Amasyalı değiliz. Amasya'dan ben kırk günlükken ayrıldık. Aslında
İzmirliyiz. Babamlar Kafkasya'dan-Abazya'dan Bulgaristan'a göç etmişler.
Oradan da 1940'larda Türkiye'ye İzmir'e gelmişler. Anne tarafı ise
Yunanistan'a dayanıyor. Anne ve baba İzmir'de buluşmuşlar. Oralıyız.
Ama hayatım boyunca hep dolaştım. Çocukluğumda babamın mesleğinden
dolayı gezdik. Sonrada seçtiğim meslekten dolayı dolaştım, dolaşıyorum.
Akrep burcunuz. Burcunuzun özelliklerini taşıyor musunuz?
Ben burçlara çok fazla inanmıyorum. Herkesin bir kişilik özelliği
vardır ve onları yönlendirmek insanın kendi elinde. Kendinizi geliştiriyorsanız
- eğitiyorsanız kişilik özelliklerinize yardımcı olabilirsiniz. Yani
"akrebim şunu yaparım, akrebim bunu yaparım" diye bir şey yok. İnatçılık
özelliği var bu doğru. Ama bildiğim şeyler hakkında inat ederim. Bilmediğim
konular hakkında ise susarım.
Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Ve örnek aldığınız oyuncular
kimler?
Hep söylenir, klasiktir ama benim için de aynen öyle oldu. Ben küçüklüğümden
beri İstanbul'a geleceğimi, konservatuarda okuyacağımı ve İstanbul'da
yaşayacağımı biliyordum. İçinizde bir ışık doğuyor ve bu ışığı takip
ediyorsunuz. Benim için de öyle oldu. Dünyadaki en şanslı kişilerden
biriyim, çünkü sevdiğim ve seçtiğim bir işi yapıyorum. Yani benim
için bilinçli olarak geçti her şey hayatımda. Örnek almak konusunda
ise profesyonel olduktan sonra her başarılı oyuncudan bir şeyler alıyorsunuz,
iyi taraflarını kapıyorsunuz.
Genç oyunculardan özellikle de dizi oyuncularından kimleri
beğeniyorsunuz?
Oyuncunun gücünü televizyona bakarak değerlendirmek yanlış olur. Çünkü
televizyon, yönetmenin ve senaristin başarısıdır, oyuncuların başarısı
değildir. Ayılarında, çiçeklerinde filmi yapılıyor. Hiç diyor muyuz
"ayılar ve çiçekler ne kadar iyi oynamış diye". Eğer televizyon için
yapılan iş iyi ise, sizin de biraz malzemeniz varsa ortaya çok iyi
sonuçlar çıkabiliyor. Benim böyle bir değerlendirme yapmam hiç doğru
değil. Çünkü bende bu mesleğin içersindeyim. İnsanlar hakkında konuşmayı
sevmiyorum zaten.
Narkotik polisi Âdem Güleryüz'ün oğlusunuz. Zor Hedef adlı
dizide polisi oynadınız. Bu rolde babanızdan bir şeyler var mıydı?
Babamı tanıdığım için çok rahat söyleyebilirim ki o karakterle babam
arasında hiçbir benzerlik yoktu. Ama senin de dediğin gibi eğer ilerde
oyun yazmaya karar verirsem belki babamdan bir şeyler alabilirim.
İlk ve orta öğreniminizi Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde
tamamladıktan sonra 1990-1992 yılları arasında Trakya Üniversitesi
Satış Yönetimi Bölümü, 1992-1996 yılları arasında İstanbul Üniversitesi
Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nde yüksek öğreniminizi tamamladınız.
Nasıl bir öğrenciydiniz? Örneğin kopya çeker miydiniz?
Üniversite hayatı ezberciliğe alıştırılmış bir sistem olduğu için
kopya çekmem diyen yalan söyler. Ben iki farklı üniversiteden mezun
olduğum için çok rahat ikisini de anlatabilirim. Aralarındaki farkları
çok iyi biliyorum. Yani ben normal üniversiteler hakkında yorum yapabilirim
ama herkes konservatuar hakkında yorum yapamaz. Ben Trakya Üniversitesi'ndeyken
de tiyatro yapardım. Yani yine çalışıyordum. Zaten hayatımda hiç boş
zamanımın kaldığını bilmem. Boş kaldığım da rahatsızlık duyan biriyim.
Dünyada var olduğunu anlamaya çalışan bir kişiliğe sahibim. Bu yüzden
hayatım çalışmak, çalışmak, çalışmaktan ibaret.
Ailenizin tiyatroyu seçmenizde olumlu - olumsuz etkileri oldu
mu?
Benim ailem birbirine çok bağlı bir aile. Bunun yanında birbirine
son derece saygı duyan, birbirine destek olan bir aileden geliyorum.
Ben Trakya Üniversitesi'ni bitirdiğim zaman işim hazırdı. Memur çocuğu
olarak çok zor şartlarda okudum. Okul bittikten sonra babamın bir
ara benim adıma karamsarlığa düştüğünü hissettim. Çünkü yeniden okul
hayatı, dört senelik bir bölüm, babamın gözünü korkuttu. Daha doğrusu
"gelecekte neler yapacaksın diye bir soru" yöneltti bana. Ama hiçbir
zaman "gidemezsin, yapamazsın, olmaz" demediler.
Aile bireylerinizden bahsedersek nasıl bir ailesiniz?
Annem ev hanımı. Bütün Türkiye'deki kadınlar gibi çok güçlü, evi ayakta
tutan, her zaman ne istediğini bilen, her zaman babamı sırtlanmış,
fedakârlık yapması gerektiği zaman bunun üstesinden fazlasıyla gelen,
çok çalışkan biri. Annemin etkisi bu yüzden çok fazladır üzerimde.
Sıkıntılı dönemlerimizde bile her zaman annem çalışmıştır. Hep babama
yardım etmiştir. Yani evde oturayım kadınlar gelsin, gün yapalım,
dedikodu olsun diyen biri değil. Toprak kadını yani. Türkiye'de bu
kadınlardan çok var, ben biliyorum. Benden bir yaş büyük bir ablam
var. Hiçbir zaman kız evlat, erkek evlat olarak yetiştirilmedik. Ablamın
ve benim haklarım eşitti. Dikili'de yaşıyorlar. Orada toprak aldılar
ve yerleştiler. Çok mutlular, çok huzurlular. Babam zeytincilik yapıyor.
Annemle babam da boş durmayı sevmeyen kişiler. (Bizim ailemizde var
sanırım boş durmamak, genetik yani.) Sabah erkenden kalkarlar balık
tutmaya giderler. 450-500 zeytin, 100 tane meyve ağacı var. Yeni bir
ev daha yaptılar. Doğada, kimsenin olmadığı, zaman kavramının unutulduğu
bir yer. Ablam-eniştem de orada ticaretle uğraşıyor. Yeğenim Yağmur
8 yaşında. Onunla ilgileniyorlar. Her şey yolunda yani.
İlk Aşk, Yanlış Saksının Çiçeği, Kahpe Bizans, Kaldırım Çiçeği,
Yazevi, Tatlı Kaçıklar, Affet Bizi Hocam, Gökkuşağı, Bizim Otel, Zor
Hedef ve Omuz Omuza. Bu yapıtlardan en çok sevdikleriniz hangileri?
Ve yoğunluktan sıkıldığınız dönemler oluyor mu?
Hepsinin kazandırdığı deneyimler farklı. Ve 32 yaşında olmama rağmen
çok iyi işlere imza attım. İnsanlar genelde 24-25'li yaşlarda iş hayatlarına
başlarlar. Onlara baktığınız zaman çok hızlı yol aldım. Dizilerin
yanında tiyatro, sunuculuk, dublaj, dergi, reklâm dublajları ve iki
okul var. Dolu dolu, dolu dolu... Sıkılmak sorusuna geldiğim zaman
belli bir noktadan sonra diziler sıkıyor. Tatlı Kaçıklar'ın çok uzun
süre devam etmesinden dolayı sıkıldığım bir dönem oldu. Bir dizi ekranda
uzun süre yer aldığında (3-5 yıl) aynı şekilde devam ediyor. Yani
belli bir rol var ve onun etrafında dönüyor olaylar. Dizilerden ziyade
keyif aldığım kısım sinema ve tiyatro. Bunlar kısa süreli işler çünkü.
Uzun işlerde hiçbir şey yapmıyormuş izlenimine kapılıyorum.
Omuz omuzadan sıkılmadınız o zaman?
Omuz omuza daha çocuk. Daha çok yeni bebek. Bu dizinin kendi sınırlarını
zorlayacağı günler gelecek. Bir kere ben rolümde çok eğleniyorum.
Yani işime zevkle gidiyorum.
Peki, avukat Kemal'le benziyor musunuz?
Benzemiyoruz. Yani benzediğimiz tek taraf varsa o da iyi niyetli,
Şencan da iyi niyetli. Benim hayatta en dikkat ettiğim şey insan olmaktır.
Zaten insan olmak vicdanlı olmak demektir. Bir kere Kemal'le Şencan'ın
meslekleri ayrı. Kemal daha küt küt biri. Sevilay da aslında öyle.
Ama bunun yanında çok iyi niyetliler ve birbirlerine her zaman destek
oluyorlar. Evliliklerinde sorunlarla karşılaştıklarında beraber çözüyorlar.
Omuz Omuza dizisinde Ebru Cündübeyoğlu ile çalışıyorsunuz.
Onunla çalışmak nasıl bir duygu? Ve dizideki gibi bir eşiniz olmasını
ister misiniz?
Ben Ebru ile çalışmaktan son derece memnunun. İlk başta neler yapacağız,
nasıl olacak? diye düşündüğümüz oldu. Zaten ben senaryoyu çok beğendiğim
için kabul ettim. İki senedir hiç bir senaryoyu kabul etmiyordum.
Çünkü dizi ve tiyatro aynı anda yürümüyor, çok zor. Ama Omuz Omuza'nın
senaryosu geldiği zaman çok beğendim. Senaryoya baktığım zaman nasıl
olabileceğini görebiliyorum artık. Ebru Cündübeyoğlu ile çalışmaya
gelirsek tiyatro yapmaktan dolayı çok bilinçli biri. Çok iyi iş çıkarıyoruz,
ben iyi bir çift olduğumuza inanıyorum. İyi ki de Ebru ile çalışıyorum.
Ama Sevilay gibi bir eşim olmasını gerçek hayatta istemezdim. (Gülüyor)
Diziye baktığımız zaman Kemal'in de Sevilay'ın da sinirlendiği noktalar
var. Ama Kemal haklıyken Sevilay susuyor, Sevilay haklıyken Kemal
susuyor. Aslında büyük bir mantıkları var, bu da aralarındaki aşkı
kuvvetlendiriyor.
Pınar Altuğ, Ebru Cündübeyoğlu, Dolunay Soysert ve Betül Şahin'in
oynadığı Kanal D'nin sevilen dizisi 'Omuz Omuza', Sağlık Bakanlığı'nın
düzenlediği ve bütün kanalların belirli dizilerinin katıldığı 'Ruh
Sağlığı Açısından İzlenmeye Değer Diziler' yarışmasında birinci oldu.
Dizinin oyuncularından biri olarak neler söylemek istersiniz?
Vallahi ben bu ödülden sonra "Beni sürekli yanınızda tutun ki ruh
sağlığınız güzel olsun" diye espri yapmaya başladım. Bu konuda alınmış
ilk ödül. Enteresan bir ödül. Akıl hastalarının üzerinde denendi de
acaba bize öyle mi ödül verdiler dedik ama "Topluma iyi mesaj veren,
bireylerin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini" belirten bir
dizi olduğumuz için bu ödülü aldık. Benim çizgim hep kalite. Gerek
tiyatroda gerekse televizyonda hep kaliteyi seçmeye çalışıyorum. Biz
ekip olarak da buna inandığımız için bu ödülü hak ettik. Kimseyi sömürmeden
işimizi yapıyoruz. Televizyon halkın aracıdır. Türklerin, Türk halkının
televizyonu bir eğitim aracı olarak görmeleri gerekiyor. Bir ülkenin
çocukları doktor olmak ister, öğretmen olmak ister. Tabii ki sanatçı
da olmak ister. Yani kalkıp şarkıcı olmak yada dansöz olmak istemez.
Ama bir dönem futbolculuğa ya da dansçılığa özeniyordu. Bunun içinde
insanların seyrettiklerine tepki göstermesi gerekiyor. Televizyon
sektöründe ticari kaygıların olduğu bir gerçek ama halkımız tepki
göstermeli, tepki göstermesini öğrenmeli.
Tiyatro İstanbul tarafından geçen sene sahneye konulan 'Pembe
Pırlantalar' adlı oyunda rol alıyorsunuz. Oyunu anlatır mısınız?
Pembe Pırlantalar, benim Tiyatro İstanbul'da dördüncü sezon oyunum.
Oyunda biri kendi halinde yaşayan ve kadınlarla ilişkilerinde oldukça
acemi, diğeri ise çapkın, yaşamayı ve parayı seven iki kuyumcu ortağın
hayatlarından bir gece anlatılıyor. Çapkın ortağın, arkadaşının evini,
arabasını ve hatta ismini de kullanarak yaşadığı kahkaha dolu macera.
Neden Devlet tiyatrosu değil de özel tiyatroyu tercih ettiniz?
Ben hiçbir zaman Devlet Tiyatrolarında olmak istemedim. Neden istemedim?
Konservatuardan sonra sınavlara giriyorsunuz ve kazandığınız zaman
Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki tiyatrolarda çalışıyorsunuz. Ben
tiyatronun yanı sıra sinemacılığı, televizyonculuğu ve sunuculuğu
da seviyorum. Bu işleri yapmak istiyorsanız İstanbul'da olmanız gerekiyor.
Bu işlerin merkezi burası. Bir de ben ruh olarak bir yere ait olmaktan
ziyade özgür olmayı seviyorum. Devlet Tiyatrolarında olduğunuz zaman
kendinizi gelecekle ilgili garanti altına almış olursunuz Türkiye
şartlarında. Ama ben bunu istemiyorum. Ben bir oyuncuyum. Ve oyuncu
olarak Devlet Tiyatroları olsun, özel tiyatrolar olsun her zaman arkadaşlarımla
oynamaktan büyük keyif alıyorum.
Yönetmenlik yaptığınız oyunlar var mı? Ya da böyle bir çalışma
düşünüyor musunuz?
Tiyatroda Gencay Gürün'e asistanlık yaptım. Gencay Gürün tiyatrosu
benim adresim zaten. Ben insan olarak ne yapmak istediğimin ve amaçlarımın
ne olduğunun bilincindeyim. Yöneticilik yapmak sadece bu meslekle
alakalı değil. Benim hayatımla, benim duruşumla ilgili. 40'lı yaşlarımda
muhakkak kendi işimi yapmak istiyorum. Oyuncu olmanın dışında ipleri
elime almak istiyorum. Bizim sektörümüz çok zor ve karmaşık bir sektör.
Bu sektörün içerisinde yer almak ve başarıyla yürümek, hep kendini
bilen bilinçli insanların başarısı. Dışarıdan insanların bilmediği
ve içine girilmeden anlaşılmayacak bir meslek.
Bu mesleği seçmek isteyenlere neler söylemek istersiniz?
Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Çünkü ucundan tutulası bir sektör değil
şu anda. Önlerinde de üstelik çok yanlış örnekler var. Artık katilden
de oyuncu oluyor, mankenlerin hepsi maşallah süper yetenekliler. Onlar
bir anda oyuncu oluyorlar zaten. Aralarında yetenekli olup da çok
iyi işlere imza atanlar var, yok değil. Ama artık Türkiye'deki mankenlerin
dünyadaki moda sektörünü yönlendirdiklerini düşünüyorum. Bütün dünya
bizden etkileniyor, bizim mankenleri takip ediyor. Mankenler gazetelerin
arka sayfalarından ön sayfalara transfer oldular. Çocuklar önce manken
olacaklarını, sonra birilerinin sevgilileri olacaklarını en sonunda
da oyuncu olabileceklerini hesaplıyorlar. Ama böyle oyuncu olmuyor.
Oyuncu olmanın belli süreçleri, belli eğitimleri var. Gençler sadece
okumakla yetinmeyip ilerisini düşünsünler, mantıklarıyla hareket etsinler,
geleceği görsünler. Bakarken neyin doğru neyin yanlış olduğunu fark
etsinler.
Alışveriş genelde bayanların tutkusudur ama Şencan Güleryüz'ün
alışverişle ilgisi nasıl?
Hiç tutkulu değilim. Hiçbir zaman arabam olsun, evim olsun, şuyum-buyum
olsun diye hayallerim olmadı. Bu gün buraya gelirken babamın mesleğe
başladığı zaman giydiği montla geldim. Bazı davetlere katılmak zorunda
olmamızdan dolayı smokinlerim, takım elbiselerim var. Bana yakışan
neyse beğenip alırım. Markalı ya da pahalı olmasıyla ilgili bir takıntım
yok. Ama itiraf edeyim alışveriş merkezleri beni inanılmaz yoruyor.
Her taraf ışıl-ışıl, bol elektrikli. Oradan çıktığım zaman kendimi
çok rahatsız hissediyorum. Başım ağrıyor ve uzun bir süre kendime
gelemiyorum. Eskiden çarşı kültürümüz vardı, ben hala onun savunucusuyum.
Açık alanlarda alışveriş yapmaktan dolayı çok daha mutlu oluyorum.
En son kendime çok şey aldım, çünkü ev aldım. Eski bir ev alıp yeniden
yaptırdım. İçime sinen bir ev oldu. Büyük bir ev istiyordum, büyük
bir ev oldu. Pastel renklerinin ağırlıklı olduğu bir ev. Modern, kullanışlı
bir ev. En önemlisi sıcaklık. Ben bütün evlerde içeriye adım atar
atmaz evin enerjisini hissetmeye çalışıyorum. Eğer evden pozitif enerji
aldıysam benim için orası çok değerli oluyor. Çünkü daha önce yaşayanların
enerjilerinin evde yer aldığına inanıyorum. İki günde aldığım bir
ev. 3 katlı bir apartman ve komşularımla inanılmaz iyi anlaşıyoruz.
Yeni yıl yaklaşırken Olay gazetesi okurları için pratik bir
yemek tarifi verir misiniz?
Ev işleriyle aram iyi değil. Haftada iki gün eve yardımcı geliyor.
Ütü hiç yapmam. Bütün evin işlerini yardımcım çekip-çeviriyor. Kafam
başka şeylerle meşgulken yemek yapmasını sevmiyorum. Ancak kafam rahat
ve dinlenmişken yemek yapmaktan hoşlanıyorum. Daha çok konuklarıma
yemek yapıyorum. Misafir gelsin yemek yapayım, yedireyim, içireyim.
Olay okurları için de kereviz sapından yapılan çorba tarifi verebilirim.
Kereviz saplarını iyice ayıklıyorsunuz, havuç, soğan, biraz sarımsak
ve mercimekle kaynatıyorsunuz. (Mercimeğin yerine bulgur ya da pirinç
de ilave edebilirsiniz.) Hepsi kaynadıktan sonra bleandırdan geçirin
ve içine yarım limon sıkın. İnanılmaz bir ekşilik veriyor. Baharatlarını
da ilave edince çok enfes oluyor.
Bir dönem Elele dergisi için röportaj yapan Şencan Güleryüz'ün
sorularından alıntı yaparsak. Nasıl bir erkek olarak tanımlıyorsunuz
kendinizi?
(Haluk Bilginer'e yöneltilmiş bir soru) Haluk Bilginer nasıl bir cevap
vermiş acaba. (Gülüyor) O röportajlar epey bir ses getirdi. Yazılar
çok konuşuluyor ve gündemi meşgul ediyordu. Çünkü üzerinde konuşarak
ve uğraşarak bir şeyler meydana getiriyorduk. Fotoğraf çekeceğimiz
yerler için bile konsept hazırlıyorduk. Oradan soru alınıp da tek
başına sorulduğu zaman değil, bir bütün halinde sorulduğunda çok anlamlı-önemli
oluyor aslında. Ama soruya gelirsek 32 yaşında biri olarak bu soruya
çok geniş cevap verebilirim. Güven duyulan, ne istediğini bilen olgun
bir erkek, olarak tanımlayabilirim kendimi. Bütün erkekler gibi kadınları
anlamıyorum. Kadınların neyi, niçin yaptıklarını çözemiyorum. Çok
fazla kurgulu ve hesapçı davranıyorlar. Dönemin kadın-erkek ilişkilerinde
de en önemli sorun bayanların çok hesapçı olmaları. Bu hesap beni
çok rahatsız ediyor açıkçası. Çok küçük hesaplara, çok küçük detaylara
değiniyorlar. Benim için en büyük sorun da beni o kurgunun içine sokmaları.
Bu beni çok rahatsız ediyor. Yaptıkları inandırıcı gelmiyor bana.
Bayanlarla aranız nasıl? Ve bir kadında asla olmasını istemediğiniz
özellikler neler? (Mahsun Kırmızıgül'e yöneltilmiş sorular)
Gayet iyi. (Gülüyor) Kadınların rüküşlüğünden hoşlanmıyorum. Bir de
seksi giyinen, gereksiz yerlere gereksiz kıyafetlerle giden, boş konuşan,
vıdı-vıdı yapan kadınlardan hoşlanmıyorum.
Mesleğinizi kıskandıkları dönemler oluyor mu?
Tabii ki. Çünkü bizim mesleğimiz direk kıskançlık mesleği. Çok göz
önünde olduğumuz bir meslek. Yani bu soru başlı başına bir röportaj
konusu. Sana örnek vermem gerekirse geçen sene "Pembe Pırlantalar"
isimli oyunumuz yeni başlamıştı ve kız arkadaşım oyunu izlemeye geldi.
Benim de rol arkadaşım Ceren Erginsoy ile öpüşme sahnem var. Ceren
"Kız arkadaşın aşağıda, ne yapacağız?" diyene kadar benim aklımdan
geçmemişti böyle bir şey. Ama iki dakika düşündükten sonra oyunun
aynen devam etmesi gerektiğini ve değiştiremeyeceğimizi söyledim Ceren'e.
Çünkü bu benim mesleğim. Nasıl algılıyorsa öyle algılayacak. Kendimi
onun yerine koyduğum zaman çok zor bir şey. Yeni bir ilişkiniz var
ve flörtünüz gözünüzün önünde başkasıyla öpüşüyor. O insanın bana
güvenmesi, işimi bilmesi, anlaması ile ilgili bir şey. Sürekli gelen
mailler, telefonlar var. Sokakta yürürken bakanlar, imza isteyenler
oluyor. Bunlar halledilmeyecek kadar zor şeyler değil ama halledilemiyor
işte...
Son sorum. Hayat size verilmiş bir hediye ise en büyük lüksünüz
nedir?
Yaşamın kendisi bir armağan zaten. Ve bu hayatı streslerden uzaklaşarak
nasıl yaşayabiliriz diye düşünüyorum. Ben bunun çabası içersindeyim.
Gerçekten hayatın anlamını kavrayıp kendin ve çevrendekiler için bir
yol bulman gerekiyor. Bu çok önemli ve çok dikkat edilecek bir nokta.
Bunu başarıyorsan hayatın daha da güzelleşir.
Aralık 2004 / Olay Gazetesi Yılbaşı Alışveriş Eki
|
|