HAKAN AKDOĞAN - Aşk
|
Aşk
tutkuya dönüşünce
"Nü Peride" ve "Gölge Yaşatan" ile Türk edebiyatına farklı bir ses
getiren Hakan Akdoğan bu kez "İlişmek" adlı romanıyla karşımızda.
İtiraf etmeliyim ki onunla tanışmam yazdığı satırlar arasında dolaşırken
değil tesadüfen oldu. Firma haberi için yöneticilik yaptığı mağazanın
kapısını çaldığımda bana "yazar" olduğunu söyledi. Bunu yaparken mütevazi
tavrından da hiç ödün vermedi. Yani başarılarını ve kitaplarını bir
solukta anlatırken "ondan çok şey öğreneceğimi" fark ettirmeyi ihmal
etmedi. İyi ki de ihmal etmedi. Yoksa nasıl kazanırdım başarılı bir
dostu? Haydi buyurun siz de mis gibi kahve kokusu eşliğinde yaptığımız
röportajı okumaya.
Bu kitap müjdesini önceden aldığım ve uzun bir süre beklediğim
bir kitap. Kısaca kitaptan bahsedersek neden İLİŞMEK?
Çelişkilerle dolu, hafızalara derin izlerle kazınmış iki çocukluk...
Yapılan hatalar... Ödenen bedeller... İki ayrı hayat... Tüm bunların
buluşma noktası ise tutkuya dönüşen aşkın getirdiği baskıcı bir ilişki.
Bir yandan sevdiğini kaybetme korkusu, bir yandan da kendi ruhunu
kaybetmemenin mücadelesi... Bu noktada buluyor kendini romanın kahramanı
Ayaz. Karısı Melek'i kaybetmektense, her şeyini, ruhunu bile satıyor
onun için. Bunun bedelini ise tutkuyla bağlandığı Melek'in hayatını
fiziksel ve psikolojik şiddetle kısıtlayarak ödetiyor.
Kitapta içlerindeki boşluğu kendileriyle bile dolduramayan,
çocukluğun artık giderilmez sevgi yoksunluğunu bir yara izi gibi taşıyan
insanları anlatıyorsunuz. Peki, kim bu insanlar?
Bu insanlar benim hayal ettiğim kadarıyla birçoğu benim kuşağımda
yaşayan, 12 Eylül döneminde 9-15 yaşlarında, ailelerinin kendileri
üzerinde bıraktıkları hasarın farkına varamayan çocuklar.
Ayaz'da kendi çocukluğunuz, gençliğiniz olduğunu söylüyorsunuz.
Bunun ölçüsü ne? Yani ne kadarı sizsiniz?
Bir oranlama yapamam ama içsel olarak Ayaz'ın çektiği acılar benim
çektiğim acılar. Çocukken fiziksel olarak çok fazla yıprandığımı söyleyemem
ama psikolojik olarak yıpranmamın dışa vurumu yazdıklarım.
Yazar olmasaydınız çocukken psikolojik olarak yıpranmanızın
dışa vurumu nasıl olurdu?
Resim yapardım, sporcu olurdum, müzikle uğraşırdım. Psikolojik yıpranmamı
sivilce patlatır gibi patlatır ve dışa vururdum. Ama bunu şiddet kullanarak
yapmayacağımdan eminim.
İlişmek
kitabının 62.sayfasında "evlilik, aşkı değil ama gizemi öldürüyor"
diye bir cümleniz var. Buradan yola çıkarsak evlilikler neyi öldürüyor,
neyi öldürmüyor?
Aşkı o kadar basit algılıyoruz ki, evlenince aşk ölür falan... Aslında
aşk ömür boyu insanın içinde onunla birlikte yaşayan bir kavram bence.
Ama değişen bir kavram. İnsanın 15 yaşında yaşadığı aşkla, 35 yaşında
yaşadığı aşk elbette aynı değil. İnsanın beklentileri, hayalleri,
istekleri yıllar geçtikçe farklı oluyor. Kitapta onu söylemeye çalıştım.
Sadece insanların 15 ile 25 yaşında birine duydukları ilgi yaş ilerledikçe
bilinen bir şeyi kazanmaya ve alışkanlığa dönüşüyor. Tabii ki daha
az gizemli hale geliyor. Ama ileriki yaşlarda aşk yaşarken daha önce
farkına varamadığınız birçok şeyinde farkına varıyorsunuz. Kısacası
gençlikteki aşkı ilerleyen yaşlarda düşünemiyorum; çünkü çok basit
ve komik olurdu. Ama o yaştaki heyecanı da ileriki yaşlarda yaşamayı
düşünemiyorum.
Kitapta sizin aklınıza takılmış, okurken benim aklıma takıldı.
Kişiler ölür, ilişkiler yaşar mı her zaman?
Bence yaşar. En azından kitapta da belirttiğim gibi edebiyata konu
olmuş ilişkiler yaşar. Kişiler ölmüştür ama ilişkileri yaşıyordur
mutlaka. Çünkü ben ilişkinin ayrı bir organizma olduğuna inanıyorum.
Bir erkek ve bir kadının ortaya koydukları ilişki biraz erkekten biraz
kadından harmanlanmış başka bir varlık. Ama bu insanlar ayrıldığında
öyle bir ilişkinin varlığı bence sürüyor. Hatta öldüklerinde bile...
Çünkü ikisininde hafızalarında bu yaşıyor.
"İlişmek" kitabını İstanbul - Moskova ve Bursa'da yazdınız.
Neden?
Diğer iki kitabımda Ankara var. Ankaralı olduğum için kitaplarımda
o şehirden bahsetmeyi seviyorum. İş için gittiğim Moskova sokaklarını
yazarken bile fark ettim ki bilinçaltımda hep Ankara sokakları var.
Ama Moskova'nın edebiyatıma çok faydası oldu, yani beni edebi açıdan
etkiledi, bu da bir gerçek. Kitabı yazarken İstanbul, Moskova ve Bursa'da
farklı zamanlarda bulunmak zorunda kaldım.
Peki, Bursa nasıl bir şehir?
Bursa artık daha tanıdığım bir şehir. Beş yıldır burada yaşıyorum.
Ama kültürel açıdan oldukça zayıf bir şehir. İstanbul ve Ankara'ya
bağımlı yaşıyorum. Almak istediğim birçok şeyi oralardan temin ediyorum.
Ailem, arkadaşlarım, dostlarım oralarda. Ayrıca Bursa'da dost kazanıpta,
onunla sürekli birlikte olunabilecek yerler az.
Ben biliyorum ki Hakan Akdoğan hikâye de yazıyor. Hikâyelerinizi
okumak ne zaman nasip olacak?
Öyküyü ben kendime çok yakın bulmuyorum aslında. Romanın geniş kurgusu
yöneticilik yapmam nedeniyle bana daha cazip geliyor.
www.hakanakdogan.com'u tıkladığımızda büyük bir hayran kitleniz
ile karşılaşıyoruz. Hayranlarınızın kitaba yorumları neler?
Genellikle yapılan yorumlar insanların biraz şaşırdığı bir kitap olması
ile ilgili. Tarihi bir kurgu yok diğer kitaplarıma göre. Biraz daha
güncel bir konu olan evlilik ilişkisi var. Psikolojik şiddetin dışa
vurumu olan "son bölüm" herkesi çok şaşırtıyor. Ama edebiyatın içinde
yer alan dostlarım en iyi romanım olduğunu söylüyorlar. Özellikle
bu çok hoşuma gidiyor.
Hayatınızı bir başka romancının yazmasını istermiydiniz ve
bu kim olurdu?
Güzel bir soru. Ben yazarların biyografilerinin yazılmasından yana
değilim ama illa ki kimin yazmasını istersin diye sorarsan Gabriel
Garcia Marquez'in yazmasını isterdim. Çünkü Gabriel Garcia Marquez'in
"Anlatmak İçin Yaşamak" kitabı tüm hayatını, anlatmak, yazmak için
yaşamış bir yazarın anılarının çok ötesinde bir kitap. Kendi biyografisinin
yer aldığı kitabın adı "Anlatmak İçin Yaşamak". Ben de anlatmak için
çalışmaktan öleceğim artık. Türkiye'de anlatmak için ölmek gerekiyor
ya.
Yücel Balku Öykü ve Yazın Atölyesi'ne dair çalışmalar hangi
aşamada?
18 Aralık 2005 Pazar günü yeni bir dönem başladı. Üç aylık bir dönem
fakat peşinden üç aylık bir dönem daha gelecek. Yazmaya istekli arkadaşların,
yazmak konusunda tıkandıklarında destek olmak amacıyla başlattığımız
ve benim de keyif aldığım bir kurs.
Yazarlarla yaptığım röportajlarda hep sorduğum bir sorudur.
Kitaplarınızın içine sinerek yavaş yavaş okunmasını mı yoksa bir solukta
okunmasını mı tercih edersiniz?
Bende bu ilginç soruya ilginç bir cevap vereceğim. Kitabımı yazıp,
editörlerle konuşup, yayınevine teslim ettikten sonra o kitapla işim
bitiyor. Çünkü ben yazar olarak üzerime düşen görevi yaratma süresini
tamamladım, şimdi okurun yaratma süreci başladı. Her okur kendine
göre kitabı okurken yeniden yaratacak.
Son sorum; Bundan sonra okuyucuyu nasıl sürprizler bekliyor?
Şu an yeni romanımı yazıyorum. Kurguyu yapılandırma aşamasındayım.
Çok yoğun, çok vurucu, yorucu bir anlatım olacak. Ben dilbilimci olduğum
için dili tenis raketi gibi kullanarak kitaplarımı yazmaya çalışıyorum.
Öyle cümleler kurmaya çalışıyorum ki içinden bir kelime çıkarttığınız
zaman cümlenin anlamı bozulsun.
HAKAN AKDOĞAN KİMDİR?
Ankara'da doğdu. 2006 yılının 16 Nisan'ında, şairin dediği gibi "yolun
yarısı"na geldi. Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dil Bilimi Bölümü'nü
bitirdi. Yöneticilik yapmakta. Bunun yanında düzenli olarak Yazın
Atölyesi'ni yürütmekte. Neredeyse yirmi yıldır yazmakta ve kendini
hırpalamaktadır. Kendi imkânlarıyla bastırdığı ve beş yüz kişi dışında
kimseyle paylaş(a)madığı "Mermerden Ev"den sonra "Nü Peride"yi yazdı.
Bu romanına 1998 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü verdiler. İkinci romanı
"Gölge Yaşatan" 2001 yılında yayınlandı. Şimdi "İlişmek"i bitirdi.
Ocak 2006 / Olay Gazetesi Kurban Bayramı Özel Eki
|
|