FÜSUN ÖNAL - Kitap |
"Kitap
yazmak ciddi bir iş..."
Yıllara meydan okuyarak çalışmalarına devam eden Füsun Önal katılacağı
kitap fuarları öncesinde sorularımızı yanıtladı ve kitap yazmanın
büyük sorumluluk olduğunu söyledi.
Onun enerjisi hiç bitmiyor, neşesi hiç eksilmiyor. Yüzündeki güler
yüzü ile bulunduğu ortamları hep güneş gibi aydınlatıyor. Yaşadığı
yılları yetenekleriyle nakış gibi işleyen Füsun Önal bu ay ki söyleşi
konuğum. Onunla "yazarlık" başta olmak üzere çocukluğunu, ailesini,
sevgiyi, aşkı, yaptıklarını, yapacaklarını yani kısacası hayatı konuştuk.
Bakalım beğenecek misiniz?
Çocukluğumuza dair en önemli anılar hiç şüphesiz ki mesleğimizin
temellerinin atıldığı yıllar. Sizin çocukluğunuz nasıl geçti? Yeteneklerinizi
ne zaman keşfetmeye başladınız?
İstanbul, Kadıköy'de doğup, eğitimimin tamamını subay olan babamın
tayin olduğu Ankara'da geçirdim. Ailemin tek çocuğu olarak mutlu,
eğlenceli, cici kız görünümlü ama çaktırmadan yaramaz bir çocuk olarak
geçti o yıllar. Her zaman derslerimde çok başarılı oldum. Teşekkür
belgeleri alarak geçtim sınıflarımı. Ailem benim müziğe olan kabiliyetimi
fark edip klasik piyano dersleri aldırttı. 11 yıl piyano dersleri,
2 yıl kadar da şan dersleri aldım. TED Ankara Koleji yıllarım böyle
geçti. Çok küçük yaşlarımdan beri müthiş bir taklit yeteneğim vardı.
Tiyatrocu olmak istiyordum. Harçlıklarımdan devamlı tiyatro oyunlarına
ait kitaplar alır, sürekli onları ezberler, ayna karşısında oynardım.
Zaten sonunda da annemin karşı koymasına rağmen girdiğim Ankara Devlet
Konservatuarı Tiyatro bölümü sınavını da kazandığım halde annem ve
babam "artist" olmama karşı çıkıp, kazandığım Ankara Üniversitesi
DTCF İngiliz Filolojisine gitmeme karar verdiler.
Fotoğraf,
tiyatro, müzik, müzikal, kitap... Bir koltukta birkaç karpuzu taşımak
nasıl bir duygu?
Sanatın bu kadar önemli dallarında başarı kazanmak, başarılı çalışmalara
imza atmış olmak kolay kolay herkese nasip olacak bir şey değil. Çok
satan plaklarımdan 3 Altın Plak, 1 Altın Telefon kazandım. 1 Altın
Kelebek, Altın Güvercin Yarışmasında şarkı sözü yazarı olarak ödül,
Uluslar arası Malta Şarkı Yarışması'nda yorumcu olarak birincilik
ödülü, çeşitli gazetelerin Yılın Sanatçısı ödülü gibi pek çok ödülün
sahibiyim. "Evita", "Hair", "Durdurun Dünyayı İnecek Var" gibi dünyaca
ünlü müzikallerin, "Kelebekler Özgürdür", "Ateşli Âşıkların Sonuncusu
- 3 Kadın 1 Çapkın" gibi dünyaca ünlü tiyatro oyunlarının Türkiye
versiyonlarının başrollerini oynadım. Çektiğim doğa fotoğraflarıyla
"14 Fotoğraf Sergisi" açtım. Fotoğrafçılıkta ödül kazandım. "15 yılda
15 kitap" yazdım. Bunlar hangi sanatçıya nasip olmuştur söyleyebilir
misiniz? Bu muhteşem bir duygu. Onun için kariyerim boyunca yaptığım
çalışmalarımla daima gurur duyarım.
Yetenekler doğuştan var olan bir şey mi yoksa sonradan eğitimle
kazanılır mı?
Yetenek doğuştan varsa vardır. Sonradan kazanılmaz. Sonradan eğitimle
ancak sağlamlaştırılır.
Genç yazarlara neler söylemek istersiniz?
Bana "Yazar olmak istiyorum. Ne yapayım?" diye soran mailler geliyor.
E - kolay'ın "Kadın" sayfasında yazdığım yazılardan birinin başlığı
"Kitap Yazmak Mektup Yazmaya Benzemez" di. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Aslında mektup yazmak bile kolay değildir ya... Nerede kalmış kitap
yazmak! Yazılan satırlarla, bulunan konu ile okuyucu kitlelerini sürüklemek
o kadar kolay mı? Ama günümüzde küçük şeyler yapıp büyük şeyler yapıyor
havasına girenler o kadar çok ki. Her önüne gelenin şarkıcı olmaya
kalkışması gibi, şimdi de herkes kitap yazıyor. Kitapçı rafları tek
kitapla çıkıp, sonrasını getiremeyen yazarcıklarla dolu. Kaset dünyası
mahvoldu. Şimdi sıra yazı dünyasında! Yazık!
Bir
romanda aranan en önemli özellikler nelerdir?
"Kurgu" çok önemli. Neyin arkasından neyin geleceği... Olayları akıcı
bir dille bağlamak... Kolay okunur bir dille, yani konuşur gibi yazmak...
Fotoğraf, tiyatro, müzik, müzikal, kitap... En çok hangisini
keyifle yapıyorsunuz?
Hepsiyle aram çok iyi. Bu saydıklarınızla ben, çok eşli birliktelik
yaşar gibi mutlu ve heyecanlı bir yaşam sürdürüyoruz.
Kitaplarınızda kendi hayatınızdan örnekler veriyor musunuz?
Tabii bunu her yazar yapar. Aziz Nesin'le sabahlara kadar yaptığımız
sohbetlerde bu soruyu ben de ona sormuştum. "Her yazar bunu yapar
ama yerine göre inkâr edip o karakter ben değilim der" demişti. Doğru.
Benim anı kitaplarım "Hayatı Denedim" ile "Deja Vu Sendromu ve Anılarıma
Yolculuk"ta, tabii ki kendi hayatımdan kesitler var. Romanlarımın
bazı yerlerinde de benden alıntılar var ama neyi nereye kadar yazdığımı
ben bilirim. Yani gizli.
Bir solukta okuduğum kitabınız "Ay Işığında Yıkanan Vücutlar"
da bir ailenin dört kuşağının yaşadığı olayları anlatıyorsunuz. Kitap
konularınızı ve karakterlerinizi nasıl belirliyorsunuz?
Yazmayı düşündüğüm konuyu saptarım önce. Zaten yazmadığım zamanlarda
bile kafamda tilkiler dolaşır. Konular gezinir durur. Sonra, bu düşünceler
sabitlenir. Konuya kesin kararımı veririm. O zaman da beynimdeki bilgisayarımda
bir dosya açarım. Başlarım oraya yaratmayı düşündüğüm karakterleri
atmaya... Sonra bilgisayarımın başına geçip, bunları satırlara dökerim.
Yazarken de yan karakterler, mekânlar kendiliğinden doğar. "Ay Işığında
Yıkanan Vücutlar" , "Aslında Hüzündü Hepsinin Yaşadığı" gibi kitaplarımda
tarihi olaylarla ilgili araştırmalar yapıp, o konuları yakın olarak
bilen kişilerle konuşup, bilgiler alıp, tercümeler yapıp seçtiğim
konunun içine oturturum. Konuyu o tarihi gerçeklere göre kurgularım.
Kitaplarınız hakkında aldığınız en güzel eleştiri nedir?
Bir dünya yazarı olan Aziz Nesin'in bir kitabımın önsözünde yazdığı
"Benim ilk kitaplarım Füsun'un ilk kitapları gibi başarılı değildi.
Onun başarı nedenini, yetenek ve tutkularından başka, çok içtenlikli,
açık yürekli anlatımında buluyorum. Her anlamda yapmacıksız, süssüz,
dolambaçsız, yazacağını evirip çevirmeden yazması başarısını sağlıyor.
Üstelik yazar olarak yürekli, korkusuz ve kendine güveniyor. Bu nitelikleri
ona yazma kolaylığı sağlıyor" dediği satırlardır. Bir yazar olarak,
benim için bundan daha gurur verici ne olabilir ki?
Kitaplarınızın yanında haftalık olarak www.e-kolay/kadin ve
www.e-kolay/tatil sitesinde yazılar yazıyorsunuz. Hiç haftalık yazı
yazma stresine giriyor musunuz?
10 günde bir değiştiriyorum yazılarımı. Gezi yazıları daha uzun kalıyor.
Zaten arşivimi tıklayanlar diğer yazılarıma da ulaşabiliyorlar. Konu
sıkıntısı çekmiyorum. Çekmediğim için de strese girmiyorum. İyi bir
gözlemci olduğum ve olayları iyi izlediğim için konu bulmakta zorlanmıyorum.
Sadece kafamın içindeki konulardan hangisini yazmaya karar vereceğim
konusunda zorlanıyorum. Hatta bazen iki konunun birden o hafta girmesi
iyi olur diye düşünüyorum ama tabii birini seçmek zorunda olduğumdan,
o anda biraz stres yapıyorum. "Milliyet Gazetesi"nde yazarken, yarım
sayfam vardı ve her hafta beş konuyu yazıyordum. Bu da bana biraz
daha özgürlük veriyordu. Kısacası yazı yazmak beni mutlu ediyor. Bilgisayarımın
başında geçirdiğim anlar, bana falanca ünlü barın onca kalabalığında
geçireceğim zamanlardan daha çok keyif veriyor.
Yeteneklerimiz bize sunulan en önemli hediye ise, sizin en
sevdiğiniz hediyeniz hangisi?
Müzik, tiyatro, müzikaller, fotoğrafçılık, kitap yazmak... Bunların
hepsi bana Tanrı'nın verdiği hediyeler. Ama benim için çok önemli
iki Tanrı hediyesi daha var: Enerjim ve cildim... Lütfen bu satırları
okuyan herkes tahtaya vurup maşallah desin. Ben dedim bile...
Kitaplarınızı hangi ortamda ve zamanlarda yazmaktan hoşlanıyorsunuz?
Kitaplarımı günün her saatinde yazabilirim ama en verimli olduğum
ve hızlandığım saatler gece ve gece yarısından sabaha kadar olan saatlerdir.
Zaten geceleri severim. Gecenin sakinliği, hele ılık yaz gecelerinde
yazarken, bir yandan çayımı içip, bir yandan bahçemdeki ışığın aydınlattığı
ağaçlarımı, çiçeklerimi seyretmek, bana huzur verir. Motive eder.
Herkes işe gitmek için kalktığında, ben de yatağıma girerim. 5-6 saat
uyku bana iyi gelir. Çok uyursam başım ağrır, o zaman da yazma konusunda
verimli olamam.
Aşkı bulan şanslı insanlardan biri olarak "AŞK" için neler
söyleyeceksiniz?
Bence "SEVMEK", aşktan da üstündür. Aşkta var olan kusurları göz görmez.
Aşk saman alevi gibidir. Ateş bir anda yükselir ama kısa sürede söner.
Ama sevmek muhteşem bir şey. Sevdiğini her şeyiyle, kusurlarıyla bile
sevmek demektir. Sevgi ömür boyu sürer. Tabii sevdiğimiz için "ben
ona hâlâ aşığım" deriz. Ama bu bence ağız alışkanlığıdır. Aşk diye
adlandırdığımız şey, aslında "sevgidir". Hiç mi âşık olmayız? Tabii
ki oluruz. İlk başta... İlk aylarda... Sonra arada gerçek ve sağlam
bir birliktelik varsa, işte o zaman aşk sevgiye dönüşür. Bu da bence
iki kişinin yaşadığı birliktelikte olabilecek ennnn güzel şeydir.
Aşk her şeyi affeder mi?
Aşk dönemi kısa sürdüğü için ve o süreç içinde dediğim gibi, gözler
hiçbir kusuru görmediği için, evet... Aşk o zaman her şeyi affeder.
Ama sevgi sağlam zemin ister. Çatlaklar oluşursa, sevgi erimeye, af
edilmeyen şeyler de birikmeye başlar. Ve sonunda "af bardağı dolup
taşar", kişi affetmez olur.
"Çukur Çeneliniz"e buradan neler söylemek istersiniz?
Ah canım benim... O zaten ona taaa tıfıl bir Kolejli kızken aşık olduğumu,
yılların içinde onu en güzel duygularımla sevdiğimi, sevmekte olduğumu
biliyor. Hani "Samanyolu" şarkısının sözlerindeki gibi "ömür boyu
sürecek" galiba... Yine hepinizden bir MAAŞALLAH daha rica edeyim...
Mersiii.
Roman, hikâye, şiir... Hangisini daha fazla seviyorsunuz?
Roman ve bir de anı... Şiirlerle pek başım hoş değildir.
Kitap fuarlarında hayranlarınızla buluşmalar olacak mı?
1990 yılından beri Kitap Fuarı'na katılıyorum. Bu yıl da okurlarımla
buluştuk, inşallah buluşmaya devam edeceğiz.
Her şeyden sıkıldığınız ve bırakıp gitmek istediğiniz zamanlar
oluyor mu?
Ohooo... Ne demezsin. Olmaz olur mu? Özellikle de TV'lerde ve medyada
"AYAKLARIN BAŞ OLDUĞUNU" gördükçe şeytan diyor çek git bu diyardan
yaban diyarlara!!! Ama tabii bu duygu kısa sürüyor. Çünkü ben burada
doğdum. Burada seyirci beni sevdi, yüceltti. Ailem, arkadaşlarım,
dinleyicilerim, okurlarım ve tabii "Çukur Çenelim" hep burada... Hiç
birini bırakıp gidemem doğrusu. Tanrı ayırmasın.
Hayata dair yeni projeleriniz var mı?
Geçen haftalar içinde Most Production'un Açık Hava Tiyatrosunda sergilediği
"Dünden Bugüne" projesi içinde konserde yer aldım. "Evita" Müzikalinden
sonra yeniden aynı sahnede seyircimle buluşmak, onların coşkusunu
görmek harikaydı. Ben bu ülkede ÇILGIN SOLO konserler veren ilk kadın
şarkıcıyım. Enerjim çok şükür yerinde olduğuna, fiziğim de Tanrı hediyesi
olduğuna göre yeniden SOLO KONSERLER vermek en büyük arzum. Bir de
bir TV kanalında, yapılanlara benzemeyen, kendime özgü bir program
yapmayı çok istiyorum. 90'lı yıllarda "Show TV"de 450 kez "Evcilik
Oyunu" adlı yarışmayı sunmuştum. Bunu yeniden akıl etmeyenlere hayret
ediyorum. Benim bilgi birikimimde, benim konuşma rahatlığındaki eğlenceli
birinden neden yararlanmazlar acaba?! Millet bıktı artık mankenlerin
iç çamaşırlarından, dışarı fırlayan memelerinden, onun bunun silikonlarından,
botoxlarından!!!
Kendi kitaplarınız arasından sizi en etkileyen hangisi?
"Aziz Nesin'in adını koyduğu "ASLINDA HÜZÜNDÜ HEPSİNİN YAŞADIĞI" ve
"UTANMAZ KİTAP" ile "AY IŞIĞINDA YIKANAN VÜCUTLAR"... Bu kitapları
yazarken çok etkilenmiştim. Aslında "SİNİRLİ VATANDAŞ" da yazarken
etkilendiğim, "MATRAK SULTAN" da yazarken eğlendiğim kitaplarımdır.
Bursa'ya geldiğinizde Muhterem Kuaföre mutlaka uğruyorsunuz.
Sizinle ilk orada tanışmıştık. Bursa sizin için ifade ediyor?
Turnelerim sırasında Bursa'da pek çok konserler verdim, tiyatro oyunları
oynadım, fotoğraf sergisi açtım, pek çok kereler kitap imza günlerine
geldim. En son geçen yıl Bursa'nın en güzel yerlerinden birindeki
harika bir mekân olan "KİTAPEVİ"nde okurlarımla söyleşi yaptım, kitaplarımı
imzaladım. Ayrıca, çeşitli Bursa okullarında 6 yıldır sürdürdüğüm
"Müzikli Söyleşi ve Kitap İmza" aktivitemi tekrarladım. Bursa benim
için özeldir. Ama Bursa eski yıllarda daha yeşildi. Yeşilin azalması
beni üzerken, her zaman eskiye karşı sevgim ve ilgim olduğundan eski
evlerin restore edilmesi de beni mutlu etti. Bu arada "Kuaför Muhterem"in
sahibi Muhterem beye ve "KİTAPEVİ" çalışanlarıyla sahibi Dilek hanıma
sizin aracılığınızla selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.
Röportajımızın sonunda okurlara neler söylemek istersiniz?
3 kitabımın "ASLINDA HÜZÜNDÜ HEPSİNİN YAŞADIĞI" (2.baskı), "UTANMAZ
KİTAP" (5.baskı) ve "VALLA KIZ DEĞİLİM"in (3.baskı) yeni baskıları
çıktı. Genç arkadaşlar için bu kitaplar yeni sayılır. Çünkü bu kitaplar
çıktığında daha küçüktüler. Şimdi bu kitaplar tam onlara göre... Okumamış
olanlara öneriyorum.
Hepinize öpücükler.
Kasım 2004 / Olay Gazetesi Şeker Bayramı Özel Eki
| |