ECE VAHAPOĞLU - Anneler ve Kızları
"Annemle arkadaş gibiyiz"

Genç yaşında birçok başarıya imza atan Ece Vahapoğlu'nun hiç şüphesiz en büyük destekçisi annesi. Annesiyle arkadaş gibi olduklarını belirten genç yazar, "Anneler Günü" öncesinde sorularımızı yanıtladı.

Bir insanın fotoğrafına uzun süre gözlerinizi ayırmadan baktığınız oldu mu? Ya da fotoğraftaki bayanı kıskandınız mı? Gülüşünü, gözlerini, rahatlığını... Onunla tanışmam öncelikle Internet aracılığı ile gerçekleşti. Ve fotoğrafını ilk gördüğüm an Ece Vahapoğlu'na vuruldum. Gerçi bir bayanın bir bayanı bu kadar çok beğenmesi pek sık rastlanan bir durum değildir ama... Ece Vahapoğlu, dış güzelliğini edindiği eğitimle birleştirmeyi başaran ender isimlerden biri. Ece Vahapoğlu, kitaplarında özellikle gençlere önemli mesajlar vermeyi seven biri. Ece Vahapoğlu yol yorgunluğuna rağmen röportaj teklifimi hemen kabul ederek beni kırmadı. Gene uzattım, buyurun röportaja.

8 Mart 1978 İstanbul doğumlusunuz. 5.5 yaşında İlkokula başladınız. Yeteneklerinizi, yapabileceklerinizi ne zaman keşfettiniz ya da keşfedildiniz?
Ben keşfettim diyebilirim. Küçüklüğümden beri pek çok kararımı hep kendi başıma aldım. Fakat aile desteğinin yanında, kitap projelerinde editörlerin desteği de bana çok yardımcı oldu. Onları da unutmamak lazım. Ama küçüklüğümden beri inanılmaz bir hayal perestlik, bir yaratıcılık içgüdüm var. Bu yaşıma kadar bu özelliklerimi korumayı başardım.

Genç yaşınıza rağmen elde ettiğiniz başarılar çok önemli. Çocukken bu kadar başarılı olacağınızı tahmin ediyor muydunuz?
Evet ediyordum. (Gülüyor) Ben çocukluğumdan beri büyük hayaller kuruyordum. İlkokul çağında dergiler çıkartırdım, arkadaşlarımın arasında lider konumundaydım. Ve inandığım bir şey vardı. Belki abartı olacak ama dünya çapında Türkiye'yi temsil eden biri olacağımı hissediyorum. Benim hep başarı odaklı bir yaşamım oldu. Kendime çok güvendim. Yaptığım işlerde topluma faydalı olmayı hedefledim, hedefliyorum. Sadece kendimi geliştirmekle yetinmeyip Türkiye'ye ne verebilirim diye düşünüyorum.

İtalya'daki Amerikan Üniversitesi'ni birincilikle bitirdiniz. 2001 yılında Genç Girişimciler Jaycees Derneği tarafından kişisel başarı kategorisinde "Türkiye'nin En Başarılı Genci" seçildiniz. Bu başarıların size yüklediği sorumluklar neler?
Tabii ki eklediği sorumluluklar var. Benim başarı ile ilgili inandığım bir felsefe var. Başarı bir sonuç değildir, bir süreçtir. Yani siz bir ödül aldınız, birinci oldunuz ya da kitabınız çıktı... Yani bir işi başardınız. Ama yapacaklarım bu kadar deyip kenara çekilemezsiniz, defteri kapatamazsınız. Benim başarıdan anladığım bu. Ben zaten çok gencim. Önümde yapmak istediğim çok güzel projeler var. Yüklediği sorumluluklara gelirsek ben özellikle Türkiye'deki gençlerin başarı modeliyim. Genç yaşına rağmen başarılar elde etmiş bir bayan olarak başta gençler ardından da ailelerin gözünde bir yerlere geldim. Sorumluluklar beni sıkmıyor, çünkü hayatımı çok düzgün yaşıyorum. Başarı basamaklarını çıktıkça etrafınız belki kalabalıklaşıyor, ama çok yakınım dediğiniz dostlarınız sizden uzaklaşabiliyor. Telefonunuz genellikle işle ilgili çalıyor. Yani zirvede sizi yalnızlık bekliyor.

Peki, çocukken mektuplaştığınız 200 mektup arkadaşınıza ne oldu?
Sadece bir tanesi ile mektuplaşıyorum. Ortaokul - lise döneminde çok mektup arkadaşım oldu ama zamanla hepsini kaybettim. Mektuplaştığım bir tek Japon arkadaşım var. Benden 10 yaş büyük Japon bir kadın. Benim aileme, dostlarıma kadar her şeyimi bilir, tanır. Türkiye'ye beni ziyarete geldiği zaman Amerikalı bir beyle tanışarak evlendi. Önümüzdeki günlerde onları evlerinde ziyarete gideceğim. Diğer arkadaşlarımla görüşme fırsatım ise pek olmuyor.

İlk kitabınız "Yabancı Dil Öğrenme Yolları". Yabancı dil öğrenme aşamasını aşka benzetiyorsunuz. Neden?
Aşkın başlangıcındaki çelişkileri İngilizce öğrenirken de yaşıyoruz. İlk başta aşkı büyük bir coşku ile yaşarız. "Tamam, bu kez âşık oldum, aradığım kişi bu" deriz. "Ben yabancı dili öğreneceğim" diyerek kendimizi işin içine atıyoruz. Belli bir süre böyle devam ediyor. Kursa yazılıyoruz, derslerimizi çalışıyoruz... Fakat yavaş yavaş heyecan azalmaya başlıyor. Kursa gidiyorsak kursu asıyoruz, devamsızlık yapıyoruz, derslere bakmıyoruz. Aşkta da genelde o aşkın heyecanı zamanla azaldığı için ben yabancı dil öğrenmeyi aşka benzettim. Aşkın büyük bir sevgiye, beraberliğe dönüştüğü zamanlar oluyor, olmuyor değil... Aşkımızda her şeyin güzel olması için elimizden geleni yaparız. Araya giren rutin olaylar ise aşkımızda duraksamalar yaşamamıza neden olabilir. Yani ya bu ilişkiyi bitireceğim ya da devam edeceğim diyoruz. Yabancı dil öğrenirken de ben ya bunu öğreneceğim yada bırakacağım dediğimiz dönemler oluyor. Bu yüzden aralarında bir paralellik kurdum.

Peki, AŞK nedir sizce?
Bence dünyadaki en güçlü duygulardan biri. Güçlü olduğu kadar içinde bazen mantık barındırmayan da bir duygu. Gerçekten aşık olunduğu zaman ayakların yerden kesildiğine inanıyorum. Hayatınızdaki önem sırasını değiştiren bir duygu. İnsanın benliğini besleyen ve herkesin en azından bir kere yaşaması gerektiğini düşündüğüm bir duygu. Ama bir kaç kez aşık olunabileceğine de inanıyorum.

Âşık mısınız?
Hayır değilim.

Peki, ruh ikiziniz nasıl olmalı?
Kafamda belli bir tip çizmiyorum ama başarılı ve güçlü olması çok önemli bir kriter. Çünkü başarılı bir insan ancak başarılı birini anlar. Dış dünya ile bağını koparmamış ve duygusal biri olursa bu benim eş ruhum diye bilirim. (Gülüyor)

Yaptığınız işle paralel olarak seçim yapmakta zorlandığınız oluyor mu?
Tabii ki. Başka bir mesleğim olsaydı belki de eş ruhumu çoktan bulmuş olurdum. Ama bu mesleği seçmekten dolayı pişman değilim. Her şeyin bir bedeli vardır, başarının da bedeli var. Şunu söyleyebilirim ki pek çok işi yaptığınız zaman evet çok seçici oluyorsunuz.

İlk kitabınız "Yabancı Dil Öğrenme Yolları"nda ünlülerin İngilizce öğrenme serüvenlerinden bahsediyorsunuz. İçlerinde en çok hangi ünlünün İngilizce öğrenme aşaması sizi etkiledi?
Hem "Yabancı Dil Öğrenme Yolları" kitabımda hem de "Bugün Zengin Ol" adlı kitabımda ortak isimlerle görüştüm. Örneğin İshak Alaton gibi. İshak beyin yaşamı beni çok etkiledi. Gerek sıfırdan başlayarak holding kurması gerekse İngilizceyi tek başına öğrenmesi beni büyüledi. Kitaplarımda her iki süreci de görebilirsiniz. İnanılmaz bir azim var.

İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Boşnakça bilen Ece Vahapoğlu'nun en çok sevdiği dil hangisi?
Fransızca'ya tapıyorum. (Gülüyor.) Gerçekten Fransızca konuştuğum zaman kendimden geçiyorum. O kadar seviyorum. Bir müzikale benzetiyorum, çok estetik bir dil olduğunu düşünüyorum. Beraberinde Fransız kültürünü de öğreniyorsunuz. Yani bir mönüye baktığınız zaman yemeklerin içinde neler olduğunu da çok rahat anlayabiliyorsunuz.

İkinci kitabınız "Bugün Zengin Ol!". Neden kitaplarınızda çok iddialı konuları seçtiniz? Yapılmayanları yapma mantığı mı yoksa her şeyin üstesinden gelirim mantığı mı?
İlkleri yapma mantığı. Bu kitapları yazarken çok fazla kitap okudum, internetten araştırmalar yaptım. Kitaplarımın içinde araştırma var, analiz var, felsefe var, gerçek hikâyeler var. Bütün bunların hepsini de konuşur gibi yazdım. "Yabancı Dil Öğrenme Yolları" kitabımı beş yabancı dil bildiğim için çok rahat yazdım. Dillerin nasıl öğrenildiğini ve konuşulduğunu anlatıyorum. "Bugün Zengin Ol!" isimli kitabımda ise zengin ve başarılı işadamlarının hayatlarını araştırdım ve yazdım. Paraya yön vermeyi ben bile bu kitabım sayesinde öğrendim.

İkinci kitabınızda Kadir Has'ın söyledikleri benim çok hoşuma gitti. "Aklımı önüme kattım; duygularımı ise kendi iç dünyamda sakladım. Yani akıl düzeyinde hareket ederek başarıyı yakaladım." Siz başarıyı nasıl yakaladınız?
Başarı ve mantık ön planda olmalı. Ama duygusal dengenin de insanın kendi mutluluğu için sağlanması gerekiyor. Ancak bunu ne kadar yapabiliyoruz. Çalışkan ve başarılı insanların hayatlarına baktığımızda evet bir yerlere geliyorlar ama ne şartlarda geldiklerini sadece kendileri biliyor. Benim için de böyleydi, çok çalışıyordum. Ama yaşlandığım zaman çok çalıştım ve şunları yapamadım demek istemiyorum. O yüzden çalışmanın yanında hayatı da yaşamanın getirilerini fark ettiğim için mutluyum. Artılarımızı, eksilerimizi görüp, analiz ederek çalışmamız gerekiyor. En önemlisi de risk almamız şart.

Ece Vahapoğlu'nun bir günü nasıl geçiyor?
Altı aydır kendi kurduğum şahıs firmam nedeniyle zaman yönetimimi kendim yapıyorum. Sabah erken kalkıyorum, mutlaka bir bardak su içiyorum. Kilo ile ilgili problemim yok ama çok iyi bir kahvaltının ardından spora gidiyorum. Gün içersinde yeni projelerle ilgileniyorum. Pek çok iş görüşmelerim oluyor. Kitabımla ilgili medyaya röportajlar veriyorum. Kendime ayırdığım zamanlarda ise odamda kitap okuyorum. Gündemi iyi takip ediyorum. Akşamları sosyal aktivitelere, davetlere katılıyorum.

Yeniliklere açık olanların hedefleri hiçbir zaman bitmez. Bundan sonraki hedefleriniz neler?
Bir kaç TV kanalı ile program sunuculuğu için görüşmeler sürüyor. Organizasyonlarda Türkçe ve İngilizce sunuculuk yapıyorum. Hedefim bunların sayısını arttırmak. Bir süre önce Sabah'ın Günaydın ekindeki köşe yazılarıma ara verdim. Yeniden büyük bir gazetede köşe yazarı olmak istiyorum. Kısacası Ece Vahapoğlu ismini başarı odaklı olarak hafızalara yerleştirmek istiyorum. Ayrıca Siyaset dersleri almaya da başladım. Çevrem beni çok daha büyük platformlarda görmek istiyor.

Kadere inanıyor musunuz?
Yarı yarıya inanıyorum. Çünkü ne düşünürsek o gerçekleşiyor. Kaderimizi kendimiz yaratabiliriz. Ama yukarıdan bir gücün de sürekli bizi etkilediğini düşünüyorum. Bir alın yazısı var.

Öğrendiklerinizi başkalarına öğretme merakınız var. İlk deneyiminizi ise kız kardeşiniz Gökçe üzerinde yapmışsınız. Peki kardeşiniz bu durumu nasıl karşıladı?
Gökçe küçükken çok çekti benden. (Gülüyor) Doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım bilmiyorum ama onu odaya kapatarak zorla okulda öğrendiklerimi anlatırdım. O da benim gibi aklı başında ve çalışkan bir genç kız. Çocukken kapasitesini zorlamama rağmen şimdi halinden çok memnun. Yani bazı şeyleri öğrettiğim için bana şimdi teşekkür ediyor.

Birazda ailenizden bahsedersek...
Biz iki kardeşiz. Annem Boşnak, Babam ise Adanalı. İstanbul'da tanışıp evlenmişler. Ailemle beraber yaşıyorum. Babamın serbest meslekle uğraşması nedeniyle inişli - çıkışlı bir hayatımız oldu. Ama annem, babama her zaman destek oldu ve destek olmaya devam ediyor. Başarılı olmam özellikle babamla ilişkilerimi olumlu etkiledi. Babam Adanalı olmasından dolayı biz kızlarına biraz otoriter davranırdı. Ama Üniversiteyi birincilikle bitirdiğimde İtalya'ya geldiler. Benim başarılarımı ve yaptıklarımı gördükten sonra attığım adımların doğru adımlar olduğunu anladılar. İşimle ilgili her şeyi onlara anlatıyorum. Ailemden dolayı çok şanslıyım. Çünkü çok kültürlü ve bilgili bir ailem var.

Otuzlu yaşlarında evli ve anne olarak karşımıza çıkmayı planlayan Ece Vahapoğlu'nun annesi ile ilişkileri nasıl?
Annem ile arkadaş gibiyiz. Onunla pek çok konuyu rahatlıkla konuşurum. Aldığım tüm kararlara saygı duyar. Ben küçükken bana akıl verirdi, artık her şeyi tartışabilir durumdayız. Annem objektif bir kadındır, onunla sohbet etmek çok hoşuma gider...

Mayıs 2005 / Olay Gazetesi Anneler Günü Özel Eki
Ana Sayfa | Şiirlerim | Röportajlarım | Objektifim | Kitabım | İletişim Formu
derya@deryauysal.net