ÇİÇEK DİLLİGİL - Sanat
"Sanatta memuriyet hayatına inanmıyorum"

Tiyatro sahnelerinin vazgeçilmez oyuncularından Çiçek Dilligil, bir koltukta birkaç karpuzu taşımayı başarabilen ender insanlardan biri. Sanatta memuriyet hayatına inanmadığının altını çizen Dilligil, aynı zamanda örnek bir eş ve anne. Bora Öztoprak'la mutlu bir evliliği olan Dilligil'in oğulları Ardahan henüz 7 yaşında ve ilkokul birinci sınıf öğrencisi.

Hayran olduğum ve röportaj yapmak için randevu aldığım Çiçek Dilligil'le her telefon konuşmamızda heyecanım arttı. Acaba nasıl olacak, beni nasıl karşılayacak, ne giysem, kazasız - belasız İstanbul'a varabilecek miyim? İlk ne desem, ev hediyesi ne alsam? Evini kolay bulabilecek miyim? Bütün bu soruların cevapları kapıdan içeriye adımımı attıktan sonra kayboldu. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuş gibi başladık konuşmaya. İnsanlarla ilk tanışmalarda gözler çok önemlidir. Samimiyeti ve samimiyetsizliği ilk anda çok rahat anlayabilirsiniz. Çiçek Dilligil beni o kadar içten karşıladı ki, iyi ki içimden gelen sesi dinlemiş ve röportaja gitmişim... Ona bir kez daha teşekkür ediyorum yeni taşındıkları evlerinin kapılarını ilk bize açtıkları için. Ona bir kez daha teşekkür ediyorum sorularıma içtenlikle verdiği cevaplar için. Ona bir kez daha teşekkür ediyorum şöhretin güzelliğine kapılmayıp özünden hiçbir şey kaybetmediği için, ona bir kez daha teşekkür ediyorum nefis çayları için. Ona bir kez daha teşekkür ediyorum Göztepe'de evini ararken kaybolmamı engellediği için...

Alışveriş sizce neyi ifade ediyor? Alışveriş yaparken nelere dikkat edersiniz?
Ben aslında eskiden çok bilinçsiz bir tüketiciydim. Şimdilerde ise bilinçliyim. Evde çocuk olduğu için yiyecek - içecek alışverişinde sınır yok. Ben diyetteyim diye kendime göre alışveriş yapıyorum ama çocuk olunca ona göre davranmak zorunda kalıyorsunuz. Yani proteininden yağına, kalsiyumundan vitaminine kadar daha özenli olmak zorundasınız. Ne kadar özenli olursanız olun mutlaka eve zararlı yiyecekler giriyor. Bu yüzden mutfağımız iki bölümden oluşuyor. Eti formlar ve altın başak bisküvilerinin yer aldığı birinci bölüm, çerez-cips gibi zararlı yiyeceklerin yer aldığı ikinci bölüm. İki bölümü de dengede tutmaya çalışıyoruz. Alışveriş denince benim aklıma evin her şeyiyle kendim ilgilendiğim için ilk yemek alışverişi geliyor. Giyim kuşam alışverişinde ise çok seçiciyim. Yani markaya para vermem. Eğer uzun yıllar giyeceğim bir kıyafetse ve deforme olmayacağına inandığım bir şeyse alırım. Özel gece kıyafetlerine ya da kışlık montlara para veriyorum ama lüks masraflardan kaçınıyorum. İstanbul'da yaşamanın avantajlarını da fazlasıyla yaşıyorum. Çünkü alışveriş yapabileceğiniz çok fazla yer var. Mesela Mısır Çarşısı, Şark Hanlar vardır benim gittiğim. Evimin oturma odasındaki yastıklarını 1,5 milyona aldım. Dışarıda bu yastıklar 8-10 milyona satılıyor. Ne almak istediğinizi ve nereden alınması gerektiğini biliyorsanız işiniz kolay oluyor. Ben ne kafamda tasarladıysam hemen gidip alıyorum. Alışveriş yaparken de fazla oyalanmam. İkizler burcu olduğum için tez canlılığım var. Her şey çabuk olsun derim. Kısacası alışverişe fazla vakit ayırmam... Ama yiyecek almak gerektiğinde durum değişiyor. 2-3 gün arayla gidip yiyecek alışverişlerimi yapıyorum. Eşim bana bu yüzden Göztepe muhtarı diyor. Göztepe'de çok şık ve rahat bir pazarımız var. Bir yandan siparişlerimi veririm bir yandan da pazarı gezerim. Dönüşte de ürünleri tek tek alarak evime dönerim. Yine vakitten kazanmış olurum.

Alışveriş sizin için bir ihtiyaç mı, yoksa bir zevk mi?
İhtiyaç. Ama çok ender zevk haline geliyor... Sinema, kitap ya da tiyatro gibi hobiler zaten hayatın içersinde var olan bir şey. Bunlara ayrılacak zamanı da ben alışverişe ayırmak istemiyorum. Bunun yanında örgü örmeyi çok seviyorum. Seri ve çok örgü örerim. Kürkçü Han diye bir yer var, Mısır Çarşısı'na yakın. Oraya gidip yün almak için örneğin 4-5 saatimi verebilirim, o ayrı bir şey. Sadece yün alırım. Yün seçerken kendimden geçiyorum. Bunun dışında dizi çekimleri sırasında giydiğimiz kıyafetler sponsor firmalardan geliyor. Çekimler sırasında bakıyorum, inceliyorum eğer güzel bir kıyafetse, sanat yönetmeniyle parasını gönderiyorum ve alıyorum. Hem dizi çekip hem de alışveriş yaptığım için büyük bir rahatlık oluyor.

Kıyafetlerinizde hangi renkleri tercih edersiniz?
Siyah. Eşim Bora Öztoprak da çok renkli sever. "Gözlerin renkli, renkli giymelisin. Öyle daha güzel oluyorsun" der... Onun zorlamasıyla bazen renkli kıyafetler giymeye çalışıyorum. Bana kalsa her şeyimi siyah alırım.

Alışverişte olmazsa olmazlarınız nelerdir? Örneğin geniş bir mağaza mı, yoksa mağaza çalışanlarının sizinle yakından ilgilenmesi mi?
İndirim sezonlarına ve reyonlarına bayılıyorum. Bir de alışveriş yaparken benimle ilgilenen kişiyle aramızdaki diyalog da önemli. Eğer ondan negatif bir enerji aldıysam belki de o mağazaya bir daha gitmem. Hiç almayacağım bir kıyafeti de bana tatlı dille satabilirler. Karşı tarafa çok fazla kanar ve dinlerim yani.

Alışverişi tek başınıza mı yoksa ailenizle-arkadaşlarınızla birlikte mi yaparsınız?
Mümkünse oğlumu almayayım. (Gülüyor...) 5 lira harcayacaksam 15 lira harcayarak geri dönüyorum... Çok yakın bir arkadaşım var Müge. Onun zevkine ve fikirlerine çok önem veririm. Çünkü o ne alıyorsa tam olarak alır. Ben oğluma bir şey alırken Müge yanımdaysa olur ya da olmaz diye hemen yorum yapar ve yaptığı yorumlar her zaman çok doğrudur. Hayatı kolaylaştıran bazı dostlar ve arkadaşlar vardır ya. İşte benim de alışverişlerimi ve hayatımı Müge kolaylaştırıyor. Eşim Bora ile de alışverişe gideriz. Ama Bora'nın bir huyu vardır, ne görürse "Olsun alalım, olsun alalım" der. Böyle olunca yanımdakiler beni çok etkiliyor.

Alışverişte pazarlık yapar mısınız yoksa ürünün etiket fiyatına dikkat etmeden satın alır mısınız?
Denerim ama istesem de pazarlık yapamıyorum. Bir de tanınan insanlar olduğumuz için pazarlık yapmaya utanıyorum. Bazen de beni tanıyan tezgâhtarlar ya da mağaza sahipleri başkalarına ona sattıklarını bana yirmiye satabiliyorlar. Göz önünde olduğumuz için çok fazla para kazanıyormuş gibi gözüküyoruz..

Alışverişte çılgın para harcar mısınız? Yoksa bugünün yarını olduğunu da düşünerek paranızı ona göre mi değerlendirirsiniz?
Çocuğum olmadan önce çok fazla para harcıyordum. Üstelik para harcarken hesabını yapmadan harcardım. İyi ki zamanında çok fazla para harcamışım ki şimdi yaşantımızın kıymetini biliyorum. Bu çok önemli bir nokta çünkü...

Size nasıl bir hediye alınmasından hoşlanırsınız?
Hediyenin her türlüsünü çok severim. (Gülüyor). Önemli olan hediyeyi vermek ve almaktır.

En çok kime ve neler alırsınız?
Oğluma ve eşime alırım. Oğluma her şey alıyorum. Eşime ise elektroniğe yatkın olduğu için o tür şeyler almaya çalışıyorum. Örneğin bilgisayarla ilgili bir parça olabilir. Dijital fotoğraf makinesi, cep telefonu, kamera gibi. Bir de örgü örmeyi çok sevdiğim için onlara sık sık bir şeyler örüyorum. Artık ev halkı bu durumdan sıkılmaya başladı. Ama sette örgü örmek çok rahat oluyor. Çünkü işimizin büyük bir bölümü beklemekle geçiyor. Işıkçıyı beklersiniz, yönetmeni beklersiniz, provada beklersiniz, oyundaki arkadaşınızı beklersiniz. Kısacası çok fazla beklersiniz, setlere gittiyseniz eğer siz de bilirsiniz. Beklerken kitap da okunmadığı için en iyisi örgü örmek oluyor. Çünkü ben kitabı sakin bir ortamda okumayı seviyorum. Bir de boş durmasını, oturmasını sevmeyen bir yapım var. Az önce de dediğim gibi mutlaka bir şeylerle oyalanmak zorundayım. Boş oturmasını asla sevmiyorum. Yani beni setler bu hale getirdi... En büyük hayalim de önümüzdeki günlerde meditasyona başlayacağım. Çünkü kafam sadece uyurken boşalabiliyor. Bir yere arabayla gidiyoruz, eşim arabayı kullanıyor. Benzin alması gerekti ya da bir mağaza önünden alışveriş yapıyor. Ben de arabanın içinde bekliyorum ve mutlaka oyalanacak bir şeyler buluyorum. Telefonla konuşarak halledeceğim işleri hallediyorum ama yine bir şeyler yapıyorum.

Anne olmak hayatınız da neleri değiştirdi?
Her şeyi değiştirdi. Hayatımın akışını, bakış açımı, isteklerimi, hayallerimi, düşüncelerimi... Sevginin ve aşkın kıymetini oğlumdan sonra daha iyi anladım. Eşime olan aşkımdan ya da sevgimden bahsetmiyorum. En ufak örnek olarak vereyim alışveriş mantığım değişti. Gıdaları bile artık araştırarak alıyorum. Eskiden sevdiklerimi şimdilerde sevmediğimi görüyorum. Ya da sevmediklerimi şimdilerde sevdiğimi... Geçmişte daha bencil olduğumuzu günümüzde daha iyi anladım. Kısacası yaşamımın amacı artık o. Her şey ona endeksli.

Anneliği herkese tavsiye ediyor musunuz?
Yüzde yüz tavsiye ediyorum. Bir bayana Allah tarafından verilmiş çok önemli bir hediye. Ben evlenirken gelinliğimi diken Çolpan İlhan nasıl doğum yaptığını ve Kerem Alışık'ı kucağına aldığında neler hissettiğini anlatmıştı. Kerem Alışık'ı kucağına aldıktan sonra "Bu ne yaa, ulvi duyguları hiç yaşamıyorum" demiş. Gerçekten de öyle. Çocuğunuza emek verdikçe, gün geçtikçe daha önemli oluyor her şey. Zaman geçtikçe ben oğluma çok bağlandım. Benim için çok çok çok özel. Bazıları bu konuda hassas olduğumu söylüyorlar ama ben buna katılmıyorum. Verdiğiniz emekle çok doğru orantılı bir şey. Beraber vakit geçirmekten büyük mutluluk duyuyorum.

Oğlunuzu ilk başlarda kıskandığınız oldu mu?
Tabii. Hiç kimseyle paylaşmak istemedim. Dokuz ay boyunca ben onunla her yere gidiyorum, her şeyi paylaşıyorum. Doğumdan sonra herkes onun üstüne düşmeye başladı. Benim derken, bizim oldu... İlk zamanlarda çok bocaladım. Büyüklerin hepsi benim üstüme düşerken, titrerken birden ilgileri Ardahan'a yöneldi.

Tekrar anne olmayı istiyor musunuz?
Hayır. Belki oğlum Ardahan için kötü bir şey yapıyorum, ama Allah'tan ağabeyimin çocukları var. Kuzenler, arkadaşlarımın yaşıtları. Yani oğlum hiç yalnız büyümeyecek. Paylaşımı bilerek, görerek büyüyor bu yüzden. Hafta sonunda çocuklar ya biz de toplanırlar ya da bizimkisi onlara gider. Bence aile hayatta bir şans meselesidir. Ailenizi seçme şansınız yok... Örneğin benim hayatımda ailemden çok yakın arkadaşlarım, dostlarım vardır... Yani kardeşini seçemeyeceğine göre. Ama Ardahan çok rahat arkadaşlarını seçebilir.

Bir evin içersinde hem müzik, hem de tiyatro var. Siz oğlunuz Ardahan için nasıl bir hayat düşlüyorsunuz?
Oğlumun tiyatroya ilgisi var. Bayılıyor bir yerlerde oynamaya. "Kuzenlerim" ve "Aşk Olsun" dizilerinde rol aldı. Ekran önüne çıkması, onun için çok önemli. Biz ne kadar onu teşvik etmesek de o, sanırım tiyatroya yönelecek. Şu sıralar teşvik etmenin de çok doğru olduğunu düşünmüyoruz, henüz çok küçük. Alternatifsiz kalmasını istemiyorum. Benim evimde tiyatro vardı ve ben onunla büyüdüm ama oğlumun önünde çok alternatif olsun istiyoruz. Bu arada ben seçtiğim meslekten dolayı çok mutluyum. Bora da benim gibi düşünüyor. Her şeyin ötesinde Ardahan çok bilinçli bir izleyici... Müzik ve tiyatro ile büyüdüğü için neyin ne olduğunu görüyor ve biliyor. Seçiciliğini de koruyor. Bu doğrultuda da devam edecek sanırım, bu işleri yapmasa bile.

Sizi eleştirdiği oluyor mu?
Tabii, olmaz mı? En başta o eleştiriyor beni. Örneğin "Bu haftaki bölümü beğenmedim, iyi değildiniz" diyebiliyor. Ve o haftaki reytinglere baktığımız zaman bir düşüş söz konusu. Yani çocuklar bu işi mutlaka tutturuyorlar. Her şeyi onlar yönlendiriyorlar aslında. Örneğin Ardahan'ın seyredeceği bir program varsa biz kesinlikle kanal değiştiremiyoruz.

Peki, Ardahan ünlü anne ve babanın çocuğu olduğunun farkında mı?
İlk zamanlar da hiç böyle bir takıntısı yoktu. Yani bütün annelerin ve babaların televizyona çıktıklarını, çocukların zaten televizyonda olduklarını düşünüyordu. Ama bunun kendisine ait çok özel bir durum olduğunu fark ettiğinde çok hoşuna gitmeye başladı. Bir dönem sokakta insanları çevirip "Siz annemi tanımadınız mı, onu bütün Türkiye tanıyor" diye soruyordu. Ama şimdi bunu kabullenmiş durumda. Yani hiçbir zorluk yaşamıyoruz. Yalnız bazen "Ben de dizilerde oynuyorum imza vereyim mi" diye soruyor.

Biraz da mesleğinizden konuşursak sizi ilk keşfeden kim oldu?
Tiyatro anlamında düşünürsek öyle bir şey yok. Zaten tiyatrocu bir ailenin içine düştüğüm için kendim bunu geliştirmeye çalıştım. Ortaokulda ve lisede hep hesaplar yapardım. Konservatuara gideceğim, şunu okuyacağım, bunu yapacağım diye... Kenter Tiyatrosu'nda yer aldım, ama beni televizyon anlamında keşfedeni soruyorsanız eğer, ben televizyonda ilk olarak ATV'de yayınlanan Dinazoruz isimli bir çocuk programı ile tanındım. O yıllarda beni keşfeden Canan Meral'dir. Uzun yıllar TRT'de çocuk programları ile ilgili hep üst düzey yöneticilik yapmış biriydi. Kanal D'nin kuruluşunda da yer aldı kendisi. Dinazoruz 1992 yılında başladı. Çok tutan bir programdı, dergileri bile çıktı. Benimle çok özdeşleşmişti. Dergide çizimleri Salih Memecan yapıyordu. Ama ben Çiçek Abla olmaktan sıkılmıştım. Sonuçta benim bir tiyatrocu kimliğim var. Ben bunun ön planda olmasını istiyordum. Salih Memecan'la karar vererek yollarımızı ayırdık. Çünkü benden başka birinin programı sunması mümkün değildi. Format bana uygundu. Ardından Kaygısızlarla televizyon dizileri başladı. Onları da Çılgın Bediş, Baskül ailesi, Kuzenlerim, Çaylak, Aşkolsun takip etti.

Oynadığınız dizilere baktığınız zaman içlerinden en çok hangisini seviyorsunuz?
Hepsinden çok ayrı keyifler aldım. Kaygısızlarda aile gibiydik. 5-6 yıl süren bir çalışmaydı. Ekibimizle de çok uyumlu çalışıyorduk. O yönden bakarsak çok tatmin edici bir durumdu. Hala insanlar Kaygısızların eski bölümlerini seyrederek keyif alır... Çılgın Bediş'e bakarsak çok genç bir ekip vardı dizide. Ve tabii hayaller. Prodüksiyon adına çok büyük bir işti. Girmediğimiz kılık yoktu. Baskül ailesini incelersek 16 bölüm çektik ama 6-7 sene yayınlandı. Sesli çekim yapardık üç kamerayla. Tiyatro gibiydi. Aşk Olsun dizisine gelirsek Talat Bulut, Kemal Okur ve yönetmenimiz Yasemin'le çalışmak çok keyifliydi. Ama Talat Bulut'u tanımak da ayrıca büyük önem taşıyor benim için. Oyunculuğunu ve insanlığını takdir ediyorum. Çünkü çekimlerde insanların elektriğinin uyuşması çok önemlidir. Kuzenlerim dizisi ise çok sevdiğim bir iş. Ben Kuzenlerim dizisine "Bebeğim" gözüyle bakıyorum. Orada da çok sevdiğim arkadaşlarım var. Haftada iki gün çekim yapıyoruz ama çok eğleniyoruz. Hiçbirini de birbirinden ayıramıyorum. Hepsi benim gözümde bir bütün, hepsinin özellikleri farklı farklı. Zaten benim dizilerimin hepsi uzun solukludur.

Eğer tiyatro sanatçısı olmasaydınız nasıl bir hayatınız olurdu?
Herhalde halkla ilişkilerle ya da turizmle ilgili bir iş yapardım. İnsanlarla iç içe olmayı seviyorum. Bir cafe açma hayalim vardı. Zaman zaman hala bir cafe açmayı düşünüyorum ama bazen de zor geliyor...

Tiyatro sanatçısı olmak isteyen gençlere neler söylemek istersiniz?
Çok meşakkatli bir iş. "Tiyatro bir yaşam biçimidir" diye anlatılır ya, gerçekten de öyle. Tam anlamıyla yoğun iş temposunun göbeğine düşersiniz ama sahne kapanmaz. İnsanlar kar yağarken eve giderler biz akşam olduğunda tiyatroya gideriz. Hasta olursunuz sahneye çıkmak zorundasınız, yakınınızı kaybetmişsinizdir ama asla sahne kapanmaz. Ben bazen eve giden insanları gördüğüm zaman "Aa ekmeklerini almışlar evlerine gidiyorlar diye" düşünüyorum. Ben ise sahneye çıkmak için tiyatroya gidiyorum. Şen Makas'ı oynarken haftada 2 -3 gün şehir dışında olurduk. Ben eşimi, oğlumu oyun arkadaşlarımı gördüğüm kadar görmüyordum. Tiyatro çok zor bir şey. Kısa bir süreliğine ara verdim tiyatroya. Pek özlediğimde söylenemez. Çünkü ortada yapılan işleri gördüğüm zaman hiç üzülesim gelmiyor.

Bu yoğunluktan şikâyetçi misiniz?
Şu yıllarda çalışmak lazım... İşsiz kalmak da çok kötü bir şey. Çünkü biz hiçbir kuruma bağlı çalışmıyoruz. Bugün yaptığımız işler çok tutuyor yarın bir bakıyorsunuz hiç tutmuyor. Ben bir kuruma bağlı olarak çalışmadığım için de günlerimi iyi değerlendirmeliyim. Ben sanatta memuriyet hayatına inanmıyorum, o yüzden bir kuruma bağlı değilim.

Aşk Olsun ve Kuzenlerim dizilerinde karşılıklı oynamaktan hoşlandığınız kimler var?
Aşk Olsun dizisi için Talat Bulut. Kuzenlerim dizisinde de çok sevdiğim arkadaşlarım var. Hepsi benim yaşıtlarım, dostlarım... Yani bizim eve gelirler, giderler. O yüzden orası tam bir aile ortamı. Yani bir araya geliyoruz, bir şeyler yapıyoruz ve üzerine para alıyoruz. Yönetmenimiz de bizim fikirlerimize çok açık biridir. Uzun yıllarını bu işe verdiği için çalışması da rahattır. Şunu şöyle yapalım dediğimizde mutlaka bizi dinler, değişikliğe gider. Sorun olmaz yani...

Aşk olsun dizisinde Bursa Devlet Tiyatrosu sanatçıları Neriman Uğur ve Kemal Okur'la oynadınız. Onlarla aynı dizide çalışmak nasıl bir duygu?
Kemal Okur benim çok eski arkadaşım. Biz Kemal'le konservatuarda aynı dönemde okuduk. O İstanbul Üniversitesi'ndeydi biz Mimar Sinan'daydık. Mezun olduktan sonra Kenterler Tiyatrosu'nda da 2 - 3 oyunda beraber oynadık. Hatta bir oyunda sevgiliyi oynuyorduk. O dönemlerden tanırız birbirimizi, arkadaşlığımız çok eskidir... Dizi olarak ilk kez bir araya geldik, yine sevgiliyi oynadık. Onun da ilk uzun soluklu dizisi. Kemal, inanılmaz disiplinli biridir. İşine saygısı müthiş, onunla çalışmak çok keyifli. Her şeyi akademik olarak yapar ve her şeye dikkat eder. Noktasına, virgülüne kadar düşünür... Anlattıklarımda doğruyum değil mi? (Gülüyor.) Ama Kemal Okur çok ciddi görünümlü olmasına rağmen o ciddiyetinin altında inanılmaz bir sevecenlik vardır. Çok iyidir, çok eğlenceli ve keyiflidir. İnsanlara her zaman saygıyla davranır, kimseyi üzmez... Onun arkadaşı olduğum için gurur duyuyorum. Biz Aşk Olsun dizisinde müthiş bir üçlü olmuştuk. Ben, Talat Bulut ve Kemal Okur. Bizim çekimlerimiz olduğu zaman set ekibi de çok eğlenirdi. Neriman Uğur'a gelirsek. Bizim dizide çok fazla bölümde oynamadı ama hoş elektriği olan biri. Fazla karşılıklı sahnemiz olmamasına rağmen bir araya geldiğimizde hoş vakit geçirirdik, güzel oynardık. Çok taktir ettiğim ve beğendiğim bir oyuncudur kendisi.

Bundan sonraki hedefleriniz neler?
Hedef koymam kendime, "Asla bunu yapacağım" demem. Eğer koyduğum hedeflere ulaşamazsam üzülürüm. Benim yaşama dair hedeflerim var. Dediğim gibi benim Ardahan'dan sonra hayatım çok fazla önem kazanmaya başladı. Her şeye dikkat etmeye başladım. Sanat hayatın içinde var. Sanat hayatın kendisi değil. Bunu öğrendim ben. Yaptığım iş bir şey. Orada bir şey yapıyorum ama burada da başka bir şey yürüyor. Zaman zaman can çekişen insanları bir yerde gördüğüm de kendi kendime "Ben ne yapıyorum" diye sormaya başlıyorum. Ve hayata karşı bu kadar kaptırmamak gerektiğini düşünüyorum. Artık öyle yaşıyorum. Şu anda hayata dair hedeflerim var. Çocuğumun eğitimine dair hedeflerim var. Maddi olarak hedeflerim var. Ama onun dışında çok büyük hedeflerim yok. Hayat benim için çok daha önemli... Dolu dolu yaşamalıyız.

İnsanların rol yapması hayatın içinde mi var yoksa rol yapmak sadece tiyatroculara mı ait?
Ooo... Bizden çok daha güzel rol yapanlar var. Yaşanmışlıklarla birlikte yaş ilerlediğinde bunları çok fazla görüyorsunuz. Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki aman Allah'ım diyorum. Benim burcum ikizler, yükselenim ise yengeç. Bu yüzden sezgilerim çok yüksektir. Bazı şeyleri hissederim ve eşimle paylaşırım ama bana inanmaz. Sonunda dediklerim olduğunda Bora da şaşırıyor. Ben bile bu kadar her şeyi tahmin ederken bazen ağzım açıkta kalmıyor değil yani... Öyle güzel rol yapanlar var ki, Oscar'ı bile hak ediyorlar...

Son olarak Bursalılara neler söylemek istersiniz?
Bursa'yı çok seviyorum. Tatlı - tatsız dönemler geçirdim Bursa'da. Uzun bir dönemim orada geçti. Çok tanıdığım bir şehir. Bursa'nın çok iyi bir tiyatro izleyicisi var. Gerçekten ben onlara hep gıpta ile bakıyorum. Onlar iyi oyuna gelip, kötüye gelmiyorlar. Arkadaşlarım aracılığıyla Bursa'da oynanan oyunlardan her zaman haberim oluyor. Ama Bursalı tiyatro severler neye gidip neye gitmeyeceklerini fazlasıyla biliyorlar. Bölgelerde tüm oyunlar genelde dolu dolu oynanır ama, Bursa seyircisi oyunu seçmeyi biliyor. 14 -15 kişiye oyun oynadıklarını söyleyen arkadaşlarıma "Benimle lütfen dalga geçmeyin" diyorum ama bir yandan da seyirciyi takdir ediyorum. İyi olan her şeyi hemen kabul ediyorlar. Ayrıca yer olarak Bursa çok güzel bir konumda bulunuyor. Adımınızı atar atmaz Uludağ'a gitme şansınız var. Yazın adımınızı atar atmaz en güzel denizi yaşıyorsunuz. Tüm Bursalılar, umarım Bursa'nın değerini biliyorlardır.

İlerde Bursa'ya yerleşmek ister misiniz?
Bugün kalk orada yaşa derlerse gitmem. Emekli olduktan sonra da gitmem herhalde... Çünkü ben canlılığı seven biriyim. Bu evi seçerken bile caddeye yakın olmasını tercih ettim. Dışarıya adımımı attığımda caddeyi görmeliyim. Benim için her şey elimin altında ve kolay bulunabilecek bir yerde olmalı. Ama aralarda gelip, görüp, gezinmek için çok güzel bir yer Bursa. Ben Bursa'da hep güzel vakitler geçirdim.

Peki, komşularla aranız nasıl?
Bu eve geçeli tam 3 ay oldu. Henüz pek kimseleri tanımıyoruz. Bundan önceki evimde ise en yakın arkadaşlarımdan biri yan komşumdu. Onunla çok güzel vakitler geçirmişimdir.

Nisan 2004 / Olay Gazetesi Bahar Özel Alışveriş Eki
Ana Sayfa | Şiirlerim | Röportajlarım | Objektifim | Kitabım | İletişim Formu
derya@deryauysal.net